Longdo.COM:      Dict (พจนานุกรม)     Map (แผนที่ประเทศไทย)     Traffic (จราจร)     Mobile (มือถือ)     Law (กฎหมาย)     PopThai (ติดคำแปล)    
ลองดู: บริการค้นหาคำและร่วมสร้างเนื้อหาพจนานุกรมหลากภาษา-ไทย
Multiple Bilingual Dictionary Search and Compilation Service
English - Thai, Japanese - Thai, German - Thai, French - Thai Dictionary
View pages in Thai / View pages in English
 
 
ใส่คำที่ต้องการค้นหาหรือ URL สำหรับบริการ PopThai
[ตัวอย่างเช่น cat, cnn.com, slashdot.jp] ดูคำแนะนำ suggest
ขยายขนาดเพื่อใส่ข้อความหลายบรรทัด
เลือกบริการ:
 
เนื้อหา
  LWordQuery::LWordQuery() error initialization database connection.. LWordQuery::LWordQuery() error initialization database connection..
Search result for yer (22 entries) (6.0953 seconds)
ลองค้นหาคำในรูปแบบอื่นๆ เพื่อให้ได้ผลลัพธ์มากขึ้นหรือน้อยลง: -yer-, *yer*.

Result from Foreign Dictionaries (22 entries found)

From The Collaborative International Dictionary of English v.0.48 [gcide]: Yer \Yer\, prep. Ere; before. [Obs.] --Sylvester. [1913 Webster] From English-Turkish FreeDict Dictionary [reverse index] [fd-tur-eng]: floor 1. taş veya tahta döşeme, yer, zemin 2. dip 3. kat 4. yasama meclisi salonunun üyelere ayrılmış kısmı 5. mecliste söz söyleme hakkı 6. taban ücret, asgari ücret veya fiyat 7. taş veya tahta döşemek, kaplamak: vurup yere yıkmak 8. (k.dili) şaşırtmak, ağzını kapatmak 9. (k.dili) yenmek. floorcloth döşemelik muşamba 10. tahta bezi. floor lamp ayaklı abajur. floor plan (mim.) kat planı. floor show varyete, atraksiyon, eğlence programı. floorwalker (A.B.D) büyük mağazalarda işi idare eden ve müşterilere yardımcı olmak üzere dolaşan adam. ground floor zemin kat. in on the ground floor başlangıçta işe giren. have the floor mecliste söz söyleme hakkı olmak, kürsüye çıkmak. take the floor mecliste söz almak. completely floored tamamen saşırmış. floorer döşemeci. flooring döşemelik. From English-Turkish FreeDict Dictionary [reverse index] [fd-tur-eng]: ground 1. yeryüzü 2. yer, zemin 3. toprak 4. meydan, saha, arsa 5. mesafe, yer 6. denizin dibi, dip 7. mebde, prensip 8. kabartma iş yapılacak düz satıh 9. maden levha üstüne sürülen ve işlenmeyecek kısımları muhafaza eden yapışkan terkip 10. (elek.) toprak. ground ball (beysbol.) yere sürtünerek giden top. ground bass (müz.) en kalın sesle tekrarlanan melodi. ground cover toprağa yakın yetişen kalın bitki örtüsü. ground crew hava meydanı tayfası. ground floor zemin katı. ground hog Amerikada bir çeşit dağ sıçanı. ground hog day 2 şubat. ground ice suyun dibinde meydana gelen buz. ground ivy yer sarmaşığı. ground line resimde alt çizgi, ön çizgi. ground pine kurdayağı, (bot.) Lycopodium 11. kurtluca, meşecik, (bot.) Ajuga chamaepitys. qround plan bir binanın zemin planı. around plate toprak levhası. ground rent arsa kirası. ground speed (hav.) yer sürati. ground swell soluğan. ground water yeraltı suyu. ground wire (elek.) toprak teli. ground zero bombanın patladığı yer. above ground yeryüzünde 12. meydanda. break ground tarla sürmek 13. yeni bina için yere ilk kazmayı vurmak, temel atmak 14. işe başlamak. cover ground yol almak 15. konuya değinmek. cut the ground out from under one's feet (colloq.) ayağını kaydırmak, delillerini çürütmek. down to the ground her hususta, tamamen. from the ground up temelinden, tamamen. gain ground ilerlemek 16. iyileşmek 17. mesafe katetmek. get in on the ground floor (A.B.D.), (k.dili.) temelden katılmak, bir işe yeni başlandığında katılmak. give ground ricat etmek, çekilmek. hold one's ground, stand one's ground durumunu devam ettirmek, ayak diremek. into the ground gereğinden fazla, dayanılmayacak kadar. Iose ground gerilemek, fenalaşmak rağbetten düşmek. off the ground harekette. on good grounds iyi sebeplere dayanan. on one's home ground kendi bilgi alanında. on the grounds of sebebiyle, -e dayanarak. rising ground yokuş, bayır. From English-Turkish FreeDict Dictionary [reverse index] [fd-tur-eng]: land 1. kara, arz 2. toprak, yer, arsa 3. memleket, diyar 4. (huk.) emlâk, arazi. land agent emlak simsarı, emlâk komisyoncusu. land bank emlak bankası. land breeze karadan esen rüzgâr. land crab kum yengeci. land force (ask.) kara kuvveti. land grant hükümet tarafından okul binası yapımı gibi işler için verilen toprak. land mass kıta, kıta gibi büyük kara parçası. land measure arazi ölçüleri sistemi. land mine kara mayını. land office tapu dairesi. land office business (A.B.D.), (k. dili) çok hızlı satış. land of milk and honey verimli memleket. land tax (İng.) arazi vergisi. in the land of the living sağ, hayatta. see how the land lies işlerin ne halde olduğuna bakmak, nabzını yoklamak. From English-Turkish FreeDict Dictionary [reverse index] [fd-tur-eng]: lieu 1. yer, mekan, mahal 2. yalnız in lieu of deyiminde kullanılır. in lieu of yerine, bedel olarak. From English-Turkish FreeDict Dictionary [reverse index] [fd-tur-eng]: locality 1. yer, mevki, mahal, mevzi, mekan 2. bir şeyin bulunduğu yer. From English-Turkish FreeDict Dictionary [reverse index] [fd-tur-eng]: location 1. yer, mahal, mekân, mevki 2. iskân, sakin olma 3. (huk.) kiraya verme. on location stüdyo dışında yapılan filim veya televizyon çalışması. From English-Turkish FreeDict Dictionary [reverse index] [fd-tur-eng]: locale 1. mahal, yer, yöre, özellikle belirli bir olayın geçtiği yer. From English-Turkish FreeDict Dictionary [reverse index] [fd-tur-eng]: locus 1. (çoğ.) loci) mevki, yer, mahal 2. (geom.) belirli şartlar altında herhangi bir hat veya noktanın kendi hareketiyle meydana getirdiği yüzey veya hat. From English-Turkish FreeDict Dictionary [reverse index] [fd-tur-eng]: place 1. yer, mevki, mahal, mekân, mevzi 2. küçük sokak veya meydan 3. semt, şehir, kasaba 4. ev 5. (mat.) hane 6. mevki, memuriyet, görev, vazife. place card davetlilerin sofradaki yerlerini gösteren kart. place in the sun iyi durum. place kick (spor) saha üzerine konulmuş olan topa vuruş. give place to öncelik tanımak 7. yer vermek. go places ( argo) başarıya ulaşmak. high places yüksek. out of place yersiz, münasebeti olmayan. take place vaki olmak, meydana gelmek. From English-Turkish FreeDict Dictionary [reverse index] [fd-tur-eng]: position 1. yer, mevki, mahal mevzi 2. yerleştirme, koyma 3. fikir, meram, iddia 4. sosyal pozisyon, içtimai mevki 5. mevki, iş, görev, vazife, memuriyet 6. duruş 7. vaziyet, durum 8. yerleştirmek 9. yerini bulmak. position paper belli bir sorun üzerinde bir grubun tezini sunan yazı. a man in my position benim durumumda veya mevkiimde olan adam. in a false position sahte bir vaziyette. in position tam yerinde. in a position to do something bir şeyler yapma yetki ve du rumunda. out of position yerinden çıkmış. From English-Turkish FreeDict Dictionary [reverse index] [fd-tur-eng]: residence 1. oturma, ikamet 2. ev, mesken, hane, ikametgâh 3. yer 4. ikamet müddeti. declaration of residence ikamet beyannamesi. residence permit ikamet tezkeresi. From English-Turkish FreeDict Dictionary [reverse index] [fd-tur-eng]: seat 1. oturulacak yer, iskemle, sandalye 2. insan kıçı 3. yer, mahal, mevki, kürsü 4. merkez, konut 5. meclis veya borsada üyelik hakkı 6. oturuş 7. (mak.) yatak 8. oturtmak, yerleştirmek, yerleşmek 9. oturacak yer temin etmek 10. oturacak yerini yenilemek. seat of a disease hastalık yeri veya merkezi. keep one' seat oturduğu yerden kalkmamak 11. millet meclisinde yerini muhafaza etmek. lose one' seat yerini kaybetmek. take a seat oturmak. Be seated. Oturunuz. The hall will seat fifty people. Salon elli kişiliktir. From English-Turkish FreeDict Dictionary [reverse index] [fd-tur-eng]: site 1. yer, mevki, mahal, mevzi. From English-Turkish FreeDict Dictionary [reverse index] [fd-tur-eng]: situation 1. yer, mevki, mahal 2. hal 3. vaziyet, durum 4. görev, vazife, memuriyet. From English-Turkish FreeDict Dictionary [reverse index] [fd-tur-eng]: space 1. yer, alan, meydan 2. mesafe, aralık, fasıla 3. müddet 4. feza, uzay 5. (matb.) espas, iki kelime arasını açmak için kullanılan maden parçası 6. (müz.) ara 7. (mat.) uzam, vusat. space bar (daktiloda) aralık tuşu, espas tuşu, atlama tuşu. space heater (A.B.D.) soba. space platform, space station suni uydu. space probe uzaydan bilgi gönderen uydu. From English-Turkish FreeDict Dictionary [reverse index] [fd-tur-eng]: spot 1. yer, mevki, mahal 2. benek, nokta, leke 3. ayıp, leke 4. gölgebalığı, sarıağız, deniz güzeli, (zool.) Sciaena 5. projektör ışığı 6. kısa reklam 7. (İng.) bir miktar (içecek) 8. (argo) güç durum 9. yerinde olan 10. peşin 11. ara sıra rasgele. spot ball siyah benekli beyaz bilye. spot cash peşin para. spot check ara sıra teftiş etme. spot weld elektrikle yapılan nokta kaynağı. hit the high spots (k.dili) yalnız en önemli noktalara değinmek. hit the spot (argo) tam yerinde olmak. in a spot utandırıcı veya müşkül bir durumda. in spots ara sıra. on the spot hemen, derhal 12. hemen oracıkta, olay yerinde, vaka mahallinde 13. sorumlu 14. tehlikede 15. (argo) ölüm tehlikesinde. put on the spot hesap vermeye davet etmek 16. hesaplaşmaya çağırmak. soft spot zaaf, sevgi 17. zayıf nokta. ten spot onluk kâğıt para. ten spot of hearts (iskambil) kupanın onlusu. touch a sore spot en hassas noktaya dokunmak. X marks the spot. X olay yerini gösteriyor. From English-Turkish FreeDict Dictionary [reverse index] [fd-tur-eng]: station 1. durak, tevakkuf mahalli 2. merkez, istasyon, gar 3. bir kimsenin bulunduğu yer 4. memuriyet, görev 5. hizmet, makam, rütbe, hal 6. yer, mahal, mevki 7. sosyal durum, derece, vaziyet 8. ordu veya donanmanın özel bir görevle gönderildiği yer 9. istasyon (radyo, televizyon), kanal (televizyon) 10. bir yere tayin etmek veya yerleştirmek. station break radyo ve televizyonda istasyon ismi ve yerinin verildiği zaman . station house polis karakolu. station wagon kaptıkaçtı, pikap (araba) fire station itfaiye binası. lifeboat station can kurtaran gemi istasyonu. naval station donanma merkezi. police station karakol. railroad station demiryolu istasyonu, gar . From English-Turkish FreeDict Dictionary [reverse index] [fd-tur-eng]: stead 1. başkasının yeri, yer 2. ( eski) yararlı olmak. stand in good stead yararlı olmak, faydalı olmak, yardımı dokunmak. in his stead onun yerinde. From English-Turkish FreeDict Dictionary [reverse index] [fd-tur-eng]: terrain 1. savaş alanı veya savunmaya uygun yer 2. arazi, yer, arsa 3. özel bir maksada hizmet eden arazi. From English-Turkish FreeDict Dictionary [reverse index] [fd-tur-eng]: way 1. yol, tarik 2. yön, yan, taraf, cihet 3. yer 4. mesafe 5. usul, tarz 6. husus 7. adet, itiyat, huy 8. hal, durum, halet 9. gidiş, ilerleme, ileri gitme 10. çare, vasıta 11. (huk.) irtifak hakkı, geçit hakkı 12. (çoğ.) gemi kızağı. ways and means mali tedbirler, para temini, tahsisat bulma yolları. way back (k. dili) çok eskiden, uzun zaman önce. way in giriş, girilecek yol. way station (d. y.) ara istasyon. way train her istasyona uğrayan tren, posta treni. across the way yolun öte tarafında, karşı tarafta. a good way hayli mesafe 13. iyi bir usul. all the way mümkün olduğu kadar 14. başından beri. a long way off çok uzakta. be in the way engel olmak, ayak altında olmak. by the way sırası gelmişken, aklıma gelmişken. by way of yolu ile, -(den.) come one' way başına gelmek. go all the way son haddine varmak 15. her naneyi yemek. go one' way kendi yoluna gitmek, bildiğini okumak. go out of one' way zahmete katlanmak. go the way of gibi gitmek. have a way with one ikna edici kabiliyeti olmak. in a small way küçük mikyasta, ufak ölçüde. in a bad way kötü bir durumda 16. tehlikede 17. çok hasta. in a way bir bakıma. make one' way ileri gitmek, başarmak, muvaffak olmak. on the way yol üstünde, yolunda, yolda. out of the way sapa, yol üstü olmayan 18. alışılmışın dışında, yolsuz, uygunsuz, münasebetsiz 19. zahmette 20. yerinde olmayan, kayıp 21. ortadan, aradan 22. yoldan. pay one' way kendi masraflarını kendi ödemek. the right way doğru yol. under way hareket helinde, ilerlemekte, devam etmekte. Have it your way. Nasıl istersen öyle yap. Let' get this out of the way. Bunu ortadan kaldıralım. No way (A.B.D.), (argo) Çaresiz. İmkân yok. From English-Turkish FreeDict Dictionary [reverse index] [fd-tur-eng]: world 1. dünya, cihan, alem 2. evren, kainat 3. arz, yer, yeryüzü 4. insanlar 5. ömür, hayat 6. ölümlü dünya 7. dünya nimetleri 8. toplum 9. hayat. World Court Milletlerarası Mahkeme. World Series (beysbol) şampiyonluk karşılaşmaları. world soul, world spirit alemin ruhu sayılan Cenabı Hak. world' fair uluslararası fuar. world to come öbür dünya, ahret. World War Dünya Savaşı, Cihan Harbi. world without end ebediyen, sonsuzluğa dek. a man of the world hayat adamı, görmüş geçirmiş adam, pişkin adam. a world of pek çok, dünya kadar. as the world goes dünyanın gidişine göre. be on top of the world (k. dili) mutlu olmak, sevinçten uçmak. bring into the world doğurmak, dünyaya getirmek. for all the world bütün dünyayı verecek olsalar 10. her ne pahasına olursa olsun 11. tıpatıp 12. tamamen. He is not long for this world. Fazla yaşamaz. in the world yahu, Allah aşkına 13. dünyada. I would give the world to know... öğrenmek için her şeyi feda ederdim. out of this world (k. dili) harikulade, fevkalade, şahane. the New World Yeni Dünya, Amerika. the Old World Eski Dünya 14. (A.B.D.) Avrupa. the way of the world dünya hali, dünyanın gidişi. the world of letters edebiyat dünyası. the world and his wife herkes, bütün dünya. What in the world is he doing? Ne yapıyor Allah aşkına?

Are you satisfied with the result?

You can...

  • Suggest your own translation to Longdo
  • Search other online dictionaries

    Discussions



  • Time: 6.0953 seconds ^

    Copyright (c) 2003-2009 Metamedia Technology, Longdo Dict is a service of Longdo.COM
    Disclaimer: Longdo provides neither warranty nor responsibility for any damages occured by the use of Longdo services. Longdo makes use of many freely available dictionaries (we are really grateful for this), please refer to their terms and licenses (see Longdo About page).