Longdo.COM:      Dict (พจนานุกรม)     Map (แผนที่ประเทศไทย)     Traffic (จราจร)     Mobile (มือถือ)     Law (กฎหมาย)     PopThai (ติดคำแปล)    
ลองดู: บริการค้นหาคำและร่วมสร้างเนื้อหาพจนานุกรมหลากภาษา-ไทย
Multiple Bilingual Dictionary Search and Compilation Service
English - Thai, Japanese - Thai, German - Thai, French - Thai Dictionary
View pages in Thai / View pages in English
 
 
ใส่คำที่ต้องการค้นหาหรือ URL สำหรับบริการ PopThai
[ตัวอย่างเช่น cat, cnn.com, slashdot.jp] ดูคำแนะนำ suggest
ขยายขนาดเพื่อใส่ข้อความหลายบรรทัด
เลือกบริการ:
 
เนื้อหา
  LWordQuery::LWordQuery() error initialization database connection.. LWordQuery::LWordQuery() error initialization database connection..
Search result for soy (29 entries) (3.3287 seconds)
ลองค้นหาคำในรูปแบบอื่นๆ เพื่อให้ได้ผลลัพธ์มากขึ้นหรือน้อยลง: -soy-, *soy*.

Result from Foreign Dictionaries (29 entries found)

From The Collaborative International Dictionary of English v.0.48 [gcide]: Soy \Soy\ (soi), Soya \Soy"a\(soi"[.a]), n. [Chinese sh[=o]y[=u].] 1. A Chinese and Japanese liquid sauce for fish, etc., made by subjecting boiled beans (esp. soybeans), or beans and meal, to long fermentation and then long digestion in salt and water. [1913 Webster] 2. (Bot.) The {soybean}. [1913 Webster +PJC] From The Collaborative International Dictionary of English v.0.48 [gcide]: Soybean \Soy"bean\ (soi"b[=e]n`), n. 1. (Bot.) An Asiatic leguminous herb ({Glycine max}, formerly {Glycine Soja}) the seeds of which (also called {soy beans}) are used in preparing the sauce called {soy}. Called also {soya bean} and {soya}. [1913 Webster] 2. the seeds of the {Glycine max}, which produce {soybean oil}; -- called also {soya bean}. [PJC] From The Collaborative International Dictionary of English v.0.48 [gcide]: Soybean oil \Soy"bean oil\ (soi"b[=e]n` oil), n. an oil obtained from the soybean ({Glycine max}), rich in protein, fats, sterols, and phospholipids, used as a food and in paints and varnishes and in various industrial applications; -- called also {soya oil}. It is also used in preparing the sauce called {soy} or {soy sauce}. [PJC] From The Collaborative International Dictionary of English v.0.48 [gcide]: Soja \So"ja\ (s[=o]"j[.a] or s[=o]"y[.a]), n. (Bot.) An Asiatic leguminous herb ({Glycine max}, formerly {Glycine Soja}) the seeds of which (called {soy beans}) are used in preparing the sauce called {soy}. Called also {soya}. [1913 Webster] From WordNet (r) 3.0 (2006) [wn]: soy n 1: a source of oil; used for forage and soil improvement and as food [syn: {soy}, {soybean}, {soya bean}] 2: erect bushy hairy annual herb having trifoliate leaves and purple to pink flowers; extensively cultivated for food and forage and soil improvement but especially for its nutritious oil-rich seeds; native to Asia [syn: {soy}, {soya}, {soybean}, {soya bean}, {soybean plant}, {soja}, {soja bean}, {Glycine max}] 3: thin sauce made of fermented soy beans [syn: {soy sauce}, {soy}] 4: the most highly proteinaceous vegetable known; the fruit of the soybean plant is used in a variety of foods and as fodder (especially as a replacement for animal protein) [syn: {soy}, {soybean}, {soya}, {soya bean}] From English-Turkish FreeDict Dictionary [reverse index] [fd-tur-eng]: birth 1. doğum, doğma, doğuş, veladet 2. soy, nesep 3. başlangıç, kaynak 4. zuhur. birth control doğum kontrolü. birthday doğum günü .birthmark doğuştan var olan yüz veya vücuttaki leke. birthplace doğum yeri. birth rate nüfusa göre doğum oranı. birthright doğuştan kazanılan hak. birthstone bir kimsenin doğduğu ayı temsil eden ve kendisine uğur getirecedine inanılan taş. give birth to doğurmak, meydana getirmek, kaynak teşkil etmek. From English-Turkish FreeDict Dictionary [reverse index] [fd-tur-eng]: bloodline 1. soy, nesep, cins hayvanın zürriyeti. From English-Turkish FreeDict Dictionary [reverse index] [fd-tur-eng]: breed 1. doğurmak, yavrulamak 2. çiftleştirmek, üretmek 3. özel olarak yetiştirmek 4. sebep olmak, hâsıl etmek, kaynak teşkil etmek 5. gelişmek 6. hâsıl olmak 7. türemek 8. cins, soy, nesil 9. çeşit, tip. breeder reactor üretici reaktör. From English-Turkish FreeDict Dictionary [reverse index] [fd-tur-eng]: descent 1. iniş, çökme, düşüş, sukut 2. çullanma, baskın 3. nesil, zürriyet, nesep, soy, asll, ahfat, evlât 4. (huk.) tevarüs, miras kalma 5. bayır, yokuş aşağı yer. From English-Turkish FreeDict Dictionary [reverse index] [fd-tur-eng]: father 1. baba, peder 2. ata, cet, soy, icat eden kimse, bani, pir 3. (b.h) Cenabı Hak, Allah 4. (kil), (b.h) papaz 5. (çoğ.) büyükler, ihtiyarlar. father confessor günah çıkaran papaz. fatherinlaw kayınpeder. father of lies şeytan. Holy Father Papa. the Church Fathers Hıristiyanlığın ilk asırlarındaki dinî metinleri kaleme alan yazarlar. fatherhood babalık sıfatı, babalık. fatherless babasız, yetim. fatherliness babacan tavırlar. fatherly baba gibi, babacan. From English-Turkish FreeDict Dictionary [reverse index] [fd-tur-eng]: flesh 1. et 2. kasaplık et 3. tavuk veya balık eti 4. beden, cisim, ten, vücut 5. beşer tabiatı, insaniyet 6. ten rengi 7. sişmanlık 8. nesil, soy, ırk 9. insan oğlu 10. canlı yaratıklar 11. meyvanın etli kısmı. flesh and blood nesil, kan, akraba 12. beşer tabiatı. flesh color ten rengi. flesh fly yumurtalarını etin üstüne bırakan karasinek. fleshpots zevk 13. zevki tatmin için gidilen eğlence yerleri. flesh wound hafif yara. all flesh bütün canlı yaratıklar, beşeriyet. in the flesh kendisi, yaşayan, canlı. It makes my flesh creep. Tüylerimi ürpertiyor. fleshiness şişmanlık, semizlik, etlilik. fleshless etsiz. fleshly bedene ait 14. etli, etten ibaret, şişman 15. dünyevi. fleshy ete ait, ete benzer 16. şişman, etli, toplu. From English-Turkish FreeDict Dictionary [reverse index] [fd-tur-eng]: genealogy 1. nesep, şecere, silsile, soy 2. nesep tetkiki. genealogist nesep mütehassısı, şecereci. genealogize nesep tetkiki ile meşgul olmak. From English-Turkish FreeDict Dictionary [reverse index] [fd-tur-eng]: generation 1. zürriyet husule getirme, doğuş, doğuruş, tenasül 2. nesil, soy, zürriyet, batın 3. vasat olarak insan nesli farzedilen otuz yıl. generation gap aile ile çocuk arasındaki görüş farkından doğan anlaşmazlık. From English-Turkish FreeDict Dictionary [reverse index] [fd-tur-eng]: kidney 1. böbrek 2. böbrek şeklinde şey 3. soy, tip, huy. kidney bean fasulye kidney machine böbrek makinası. From English-Turkish FreeDict Dictionary [reverse index] [fd-tur-eng]: kindred 1. akraba 2. soy 3. akrabalık 4. akraba olan 5. birbirine benzer, aynı soy veya tabiattan. From English-Turkish FreeDict Dictionary [reverse index] [fd-tur-eng]: line 1. çizgi, yol, hat 2. ip, sicim 3. iplik 4. (çoğ.) dizgin 5. ölçme ipi 6. olta ipi 7. satır, mısra 8. hudut hattı 9. seri, dizi 10. ekvator çizgisi 11. enlem veya boylam dairesi, (mat.) eni ve kalınlığı olmayan çizgi, geometrik çizgi 12. plan, desen, şekil 13. sıra 14. kısa mektup, pusula, not 15. hareket tarzı 16. fikir silsilesi 17. hiza 18. belirli bir cins veya marka mal 19. (tiyatro) rol, kısım 20. vapur şirketi 21. tarik, yol, hat 22. (ask.) savunma hattı, saf, sıra 23. (den.) saf halinde yanyana giden gemi kafilesinin meydana getirdigi hat 24. silsile, sıra 25. nesep, soy 26. saha, çığır 27. meslek, hizmet, meşguliyet 28. bir pusun on ikide birini teşkil eden ölçü çizgisi 29. (argo.) kandırıcı sözler, ikna edici sözler. line engraving çizgilerle hakkedilmiş resim kalıbı 30. tire klişesi. lineofbattle ship eskiden savaş hattı gemisi. line of vision görüş hattı. line squall bora, fırtna. line up sıraya girmek 31. tarafını tutmak 32. sıralamak 33. kıyas etmek, karşılaştırmak. all along the line sıra boyunca bring into line sıraya getirmek. branch line şube hattı, kol: asıl işe ek olarak yapılan ikinci derecede iş. draw the line bir şeyi reddetmek, yapmamak. drawn up in line saf tutmuş. have a line on hakkında bilgi almak, bilgisi olmak. hold the line değişikliğe karşı olmak 34. telefonu kapatmamak. in line for kazanma ihtimali olan. in line with uygun 35. bir hizada. in my line kabiliyet veya faaliyet alanımda. main line ana hat, anayol 36. başlıca iş. on a line aynı hizada, bir sırada. on the line peşin (ödeme) out of line aynı fikirde olmayan 37. itaatsiz 38. uyuşmamış. read between the lines yazılı olanından fazlasını okumak, bir yazıdaki kapalı anlamı keşfetmek. the color line beyaz insanların diğer ırklarla aralarında gözettikleri fark. the line ekvator 39. ordu veya donanma. toe the line bir kanun veya kurala itaat etmek veya ettirmek. What' your line? Ne işle uğraşıyorsunuz? From English-Turkish FreeDict Dictionary [reverse index] [fd-tur-eng]: lineage 1. soy, nesil, nesep, silsile. From English-Turkish FreeDict Dictionary [reverse index] [fd-tur-eng]: origin 1. asıl, köken, kaynak, başlangıç 2. nesil, doğuş, soy. From English-Turkish FreeDict Dictionary [reverse index] [fd-tur-eng]: parent 1. anne veya baba 2. ata, cet 3. sebep olan şey, kaynak, memba 4. koruyucu kimse, hami olan kimse 5. (çoğ.) ana baba, ebeveyn. parent teachers' association okul aile birliği. parentage analık ve baballk hali 6. soy, nesep nesil. parental ana babaya ait. parentally ana babaya yakışır şekilde. parenthood analık veya babalık hali. From English-Turkish FreeDict Dictionary [reverse index] [fd-tur-eng]: pedigree 1. şecere, nesep, asıl, soy 2. nesep şeceresi. pedigreed soyu belli, nesebi sahih. From English-Turkish FreeDict Dictionary [reverse index] [fd-tur-eng]: progeny 1. soy, nesil, torunlar. From English-Turkish FreeDict Dictionary [reverse index] [fd-tur-eng]: race 1. ırk, soy 2. döl, nesil 3. familya özel tat, çeşni (şarap) race riot ırk ayrımından meydana gelen catışma. race suicide bir kavmin kendi nüfus sayısını olduğu gibi koruyamaması. From English-Turkish FreeDict Dictionary [reverse index] [fd-tur-eng]: strain 1. nesil, soy, silsile, aile 2. hayvanlarda soy 3. (bahç.) ıslah edilmiş bitki cinsi 4. ırk veya millet özelliği 5. eser, iz 6. cüzt şey 7. ifade, tarz, usul 8. mizaç 9. nağme, makam 10. şiir parçası, şarkı. From English-Turkish FreeDict Dictionary [reverse index] [fd-tur-eng]: sort 1. çeşit, tür, nevi 2. usul, yol, tarz 3. soy, tabiat. sort of (k. dili) oldukça. after a sort bir dereceye kadar. in some sort bir derecede. of sorts sıradan. out of sorts (k. dili) rahatsız, keyifsiz 4. gücenik, dargın, küskün. From English-Turkish FreeDict Dictionary [reverse index] [fd-tur-eng]: stamp 1. ayağını yere vurmak 2. basmak 3. damga vurmak, üzerine damga basmak, damgalamak 4. üzerinde silinmez izler bırakmak 5. yerleşmek 6. kalıpla vurup kesmek 7. ezmek 8. sikke darbetmek 9. imza ile tespit etmek 10. pul yapıştırmak 11. ıstampa 12. damgalama 13. damga 14. pul, posta pulu 15. ayağını yere vurma 16. kalıp 17. maden filizini ezmeye mahsus tokmak 18. alamet, marka 19. cins, soy, çeşit. stamp mill maden filizi kırma makinası. stamp out üstüne basıp söndürmek 20. bastırmak, ezip yok etmek 21. kalıp ile kesmek 22. ayak patırtısı ile çıkmak. stamp pad ıstampa. stamp tax pul vergisi. stamping ground bir kimsenin sık sık gittiği yer. From English-Turkish FreeDict Dictionary [reverse index] [fd-tur-eng]: stock 1. stok, depo malları 2. mevcut mal 3. satılacak mal 4. bir çiftlikte bulunan hayvanlar 5. sermaye hisseleri, hisse senedi 6. ağaç gövdesi 7. ırk, silsile, soy, nesep, nesil 8. dil ailesi 9. menşe 10. asıl 11. çorba için hazırlanan et suyu 12. hammadde 13. tüfek veya tabanca kundağı 14. top arabasının ana dingili 15. sap, kabza, el 16. (mak.) yiv kesen aletin kolu 17. üzerine aşı yapılan dal 18. aşı budağının alındığı dal 19. (iskambil) oyunculara dağıtılmayan kâğıtlar 20. tiyatro trupu ve repertuvarı. stocks (eski) tomruk (ceza) 21. gemi inşaat kızağı. stock boy satılacak malları dükkânda tanzim eden kimse. stock car yarış için gerekli değişiklikler yapılmış araba. stock company hisse senetleri çıkaran şirket 22. tiyatro trupu. stock dove yabani güvercin, (zool.) Columba oenas, stock exchange. borsa stock farm hayvan çiftliği. stock in trade dükkandaki mal, sermaye, kuvvetli taraf. stock market borsa 23. hisse senetleri fiyatlarının inip çıkması. stock taking malın mevcudunu sayma, mevcudu kontrol. in stock mevcut (mal) on the stocks (gemi) yapılmakta, inşa halinde. out of stock elde kalmamış, mevcudu tükenmiş. take stock malın mevcudunu saymak, önceden hesaplamak veya imtihan etmek .take stock in (k. dili) ilgilenmek, alâkadar olmak 24. önem vermek 25. inanmak. From English-Turkish FreeDict Dictionary [reverse index] [fd-tur-eng]: stirps 1. (çoğ.) stirpes) sülale, soy 2. (huk.) ilk ata. per stirpes mirasın eşit olarak gruptaki kimselere paylaştırılması. From English-Turkish FreeDict Dictionary [reverse index] [fd-tur-eng]: tribe 1. kabile, aşiret, oymak, soy, uyruk 2. aynı sınıftan veya aynı sanattan kimseler, grup 3. biyolı takım, familya 4. dişi hayvandan gelen zürriyet. tribes'man kabileye mensup fert. From English-Turkish FreeDict Dictionary [reverse index] [fd-tur-eng]: antecedent 1. önce gelen, evvel, mukaddem 2. önerti 3. geçmişte vaki olay 4. geçmiş, mazi 5. , (cog) ced, soy 6. (gram) zamirin yerini aldığı isim veya tümleç 7. (mat.) bir denklemin ilk ünitesi.

Are you satisfied with the result?

You can...

  • Suggest your own translation to Longdo
  • Search other online dictionaries

    Discussions



  • Time: 3.3287 seconds ^

    Copyright (c) 2003-2009 Metamedia Technology, Longdo Dict is a service of Longdo.COM
    Disclaimer: Longdo provides neither warranty nor responsibility for any damages occured by the use of Longdo services. Longdo makes use of many freely available dictionaries (we are really grateful for this), please refer to their terms and licenses (see Longdo About page).