Longdo.COM:      Dict (พจนานุกรม)     Map (แผนที่ประเทศไทย)     Traffic (จราจร)     Mobile (มือถือ)     Law (กฎหมาย)     PopThai (ติดคำแปล)    
ลองดู: บริการค้นหาคำและร่วมสร้างเนื้อหาพจนานุกรมหลากภาษา-ไทย
Multiple Bilingual Dictionary Search and Compilation Service
English - Thai, Japanese - Thai, German - Thai, French - Thai Dictionary
View pages in Thai / View pages in English
 
 
ใส่คำที่ต้องการค้นหาหรือ URL สำหรับบริการ PopThai
[ตัวอย่างเช่น cat, cnn.com, slashdot.jp] ดูคำแนะนำ suggest
ขยายขนาดเพื่อใส่ข้อความหลายบรรทัด
เลือกบริการ:
 
เนื้อหา
  LWordQuery::LWordQuery() error initialization database connection.. LWordQuery::LWordQuery() error initialization database connection..
Search result for durum (22 entries) (6.1364 seconds)
ลองค้นหาคำในรูปแบบอื่นๆ เพื่อให้ได้ผลลัพธ์มากขึ้นหรือน้อยลง: -durum-, *durum*. Possible hiragana form: づるん

Result from Foreign Dictionaries (22 entries found)

From WordNet (r) 3.0 (2006) [wn]: durum n 1: wheat with hard dark-colored kernels high in gluten and used for bread and pasta; grown especially in southern Russia, North Africa, and northern central North America [syn: {durum}, {durum wheat}, {hard wheat}, {Triticum durum}, {Triticum turgidum}, {macaroni wheat}] From English-Turkish FreeDict Dictionary [reverse index] [fd-tur-eng]: case 1. durum, vaziyet, hal 2. mesele, problem 3. hasta 4. vaka 5. dava 6. (gram) ismin hallerinden biri 7. (k.dili.) garip bir kimse 8. (A.B.D), (argo) iskandil etmek, dikizlemek. case ending (gram) hal takısı. case history tıbbi, sosyolojik veya psikiyatrik incelemelerde kullanmak üzere şahıslar veya aileler hakkında toplanan malumat. case in point konuşma konusu olan mesele. case knife kılıflı büyük bıçak. case law mahkeme içtihatlarına dayanan (huk.)uk. case lawyer dava vekili, avukat. case shot şarapnel. case system mahkeme içtihatlarına dayanan (huk.)uk sistemi. in any case her halde, ne de olsa, mutlaka. in case eğer, şayet. in case of, in case that olduğu taktirde. in that case o taktirde. Iower case (matb.) küçük harf. make out a case kuvvetli deliller göstermek. upper case (matb.) büyük harf. From English-Turkish FreeDict Dictionary [reverse index] [fd-tur-eng]: character 1. karakter, huy, tabiat, ahlak 2. vasıf, nitelik 3. hususiyet, özellik 4. şöhret, nam 5. bonservis 6. statü, durum 7. tip, şahıs 8. (k.dili) garip kişiliği olan kimse 9. (tiyatro) karakter, canlandırılan kişi 10. işaret, harf 11. alfabe. character actor karakter oyuncusu. character reference bonservis. in character karakterine uygun. Latin characters Latin harfleri. out of character karakterine aykırı. From English-Turkish FreeDict Dictionary [reverse index] [fd-tur-eng]: circumstance 1. hal, durum, keyfiyet, şart, vaziyet 2. vaka, olay 3. teferruat, ayrıntı. Circumstances aIter the case Olaylar kararları değiştirir. under no circumstances hiç bir surette. under the circumstances bu şartlar altında. pomp and circumstance debdebe ve tantana. From English-Turkish FreeDict Dictionary [reverse index] [fd-tur-eng]: condition 1. hal, durum, vaziyet 2. sağlık 3. şart, kayıt, sınırlama. favorable conditions uygun şartlar. in condition çalışır vaziyette 4. (spor) idman içinformunda 5. in good condition iyi durumda, bozulmamış (olarak) on condition that şartı ile. out of condition işe uygun durumda olmayan 6. (spor) formundan diişmüş olan. From English-Turkish FreeDict Dictionary [reverse index] [fd-tur-eng]: fact 1. gerçek, hakikat 2. durum, gösterilen husus veya keyfiyet. factfinding delil toplayan (komisyon) accessory after the fact (huk.) cürüm işlendikten sonra suç ortağı olan kimse .in fact gerçekten, hakikaten, filvaki. matter of fact (bak.) matter. From English-Turkish FreeDict Dictionary [reverse index] [fd-tur-eng]: estate 1. mal, mülk, arsa 2. ölümle bırakılan mal ve mülk 3. malikâne, konak 4. itibar, yüksek mertebe 5. sınıf, tabaka, mevki 6. durum, hal personal estate menkul mal. realestate mülk, gayri menkul mal. the fourthestate basın, gazetecilik the three estates asiller, ruhban sınıfı ve halk. From English-Turkish FreeDict Dictionary [reverse index] [fd-tur-eng]: metamorphosis 1. (çoğ.) -ses) şekil değişimi 2. tamamen değişme (gaye, durum, benlik) 3. değişen şey veya kimse 4. (biyol.) başkalaşım, başkalaşma 5. (tıb.) dokularda oluşan anormal değişme. From English-Turkish FreeDict Dictionary [reverse index] [fd-tur-eng]: lay 1. duruş, yatış, mevki 2. kazanç üstünden hisse 3. (argo.) yol, meslek 4. bir halatın bükümü veya büküm tarzı. lay days (den.) yükleme ve boşaltma süresi. lay of the land etrafın hal ve şekli 5. durum, vaziyet. From English-Turkish FreeDict Dictionary [reverse index] [fd-tur-eng]: occasion 1. fırsat, münasebet, vesile, elverişli durum 2. sebep, hal, durum 3. Iüzum, gereklik 4. vesile olmak, sebep olmak. on occasion ara sıra, fırsat düştükçe. take the occasion durumdan faydalanmak. From English-Turkish FreeDict Dictionary [reverse index] [fd-tur-eng]: predicament 1. kötü hal, bela 2. hal, halet, durum, vaziyet 3. (man.) cins, kategori. From English-Turkish FreeDict Dictionary [reverse index] [fd-tur-eng]: pass 1. geçiş, geçme 2. paso, şebeke 3. sınavda geçme 4. boğaz, geçit, dar yol 5. (ask.) hatlardan geçme izni 6. hal, durum 7. meç hamlesi 8. hokkabazların kaybetme oyunu 9. top oyunlarında topu elden ele geçirme, pas. free pass ücretsiz giriş sağlayan paso. bring to pass sonuçlandırmak. come to pass olmak, meydana gelmek. hold the pass geçidi tutmak. make a pass vurmaya çaşışmak 10. (argo) çalım atmak. From English-Turkish FreeDict Dictionary [reverse index] [fd-tur-eng]: position 1. yer, mevki, mahal mevzi 2. yerleştirme, koyma 3. fikir, meram, iddia 4. sosyal pozisyon, içtimai mevki 5. mevki, iş, görev, vazife, memuriyet 6. duruş 7. vaziyet, durum 8. yerleştirmek 9. yerini bulmak. position paper belli bir sorun üzerinde bir grubun tezini sunan yazı. a man in my position benim durumumda veya mevkiimde olan adam. in a false position sahte bir vaziyette. in position tam yerinde. in a position to do something bir şeyler yapma yetki ve du rumunda. out of position yerinden çıkmış. From English-Turkish FreeDict Dictionary [reverse index] [fd-tur-eng]: shape 1. biçim, şekil, suret 2. hal, durum 3. heyet, endam 4. hayal, tayf, hayalet 5. kalıp 6. biçimlendirmek, şekillendirmek 7. ayarlamak, düzenlemek, tanzim etmek, tertip etmek 8. yaratmak, vücuda getirmek 9. yön vermek. shape up (k. dili) iyi gitmek, yolunda gitmek 10. şekle girmek. take shape şekil almak. From English-Turkish FreeDict Dictionary [reverse index] [fd-tur-eng]: situation 1. yer, mevki, mahal 2. hal 3. vaziyet, durum 4. görev, vazife, memuriyet. From English-Turkish FreeDict Dictionary [reverse index] [fd-tur-eng]: size 1. büyüklük, hacim, cesamet 2. beden (elbise), numara (ayakkabı) 3. (k.dili) hal, durum 4. istenilen ebatta kesip biçmek 5. büyüklüklerine göre ayırmak 6. büyüklüğünü tahmin etmek. size up ABD. kdili. karşısındakini tartmak, hakkında hüküm vermek, fikir yürütmek. a size too big bir numara büyük. just my size tam benim ölçüme göre, tam benim bedenim, istediğim büyüklükte. From English-Turkish FreeDict Dictionary [reverse index] [fd-tur-eng]: stand 1. duruş 2. durak, durulacak yer 3. durum 4. saksı koymaya mahsus sehpa veya ayaklık 5. portmanto 6. satış tezgâhı veya masası, işporta 7. satıcının durduğu yer 8. tribün 9. mahkemede şahit yeri 10. bir kimsenin bulunduğu yer 11. işlemez durum, çıkmaz 12. turnedeki tiyatro ekibinin kısa bir zaman kaldığı şehir 13. ormanda yetişen ağaçlar 14. belirli bir tarlada bulunan ekin 15. (İskoç.) takım. be at a stand duraklamak. take a stand fikrini açığa vurmak 16. taraf tutmak. take the stand davada şahitlik yapmak. From English-Turkish FreeDict Dictionary [reverse index] [fd-tur-eng]: state 1. hal, vaziyet, durum, keyfiyet 2. debdebe, tantana, ihtişam 3. devlet 4. hükümet 5. eyalet 6. memleket 7. devlete ait 8. resmi 9. siyasi. state bank (A.B.D.) bir eyaletin müsaadesi altında çalışan banka 10. devlet bankası. state college eyalet üniversitesi. state' evidence (huk.) devlet lehine şahitlik 11. suçunu ikrar ederek kendi suç arkadaşları aleyhine sahadet eden kimse. turn state' evidence suçunu ikrar ederek devlet lehine şahitlik etmek. State House hükümet binası 12. meclis binası. state of siege örfi idare, sıkıyönetim. state of war harp hali state owned devlet malı. state prison siyasi mahkümlara mahsus hapishane 13. (A.B.D.) bir eyalete mahsus ağır ceza hapis hanesi. state socialism sosyalizm, devletçilik. state' rights eyaletin hakları. state trooper (A.B.D.) motorlu araçlarla devriye gezen jandarma .state university (A.B.D.) eyalet üniversitesi Department of State (A.B.D.) Dışişleri Bakanlığ.ı in state resmi olarak, debdebe ve ihtişamla. lie in state teşhir edilmek üzere açık tabut içinde yatmak (büyük bir zatın cenazesi) the States (k. dili) Amerika Birleşik Devletleri (ABD haricinde kullanılır) From English-Turkish FreeDict Dictionary [reverse index] [fd-tur-eng]: status 1. hal, durum, vaziyet 2. medeni hal, toplumsal durum 3. rol 4. övünme payı. status quo statüko. From English-Turkish FreeDict Dictionary [reverse index] [fd-tur-eng]: way 1. yol, tarik 2. yön, yan, taraf, cihet 3. yer 4. mesafe 5. usul, tarz 6. husus 7. adet, itiyat, huy 8. hal, durum, halet 9. gidiş, ilerleme, ileri gitme 10. çare, vasıta 11. (huk.) irtifak hakkı, geçit hakkı 12. (çoğ.) gemi kızağı. ways and means mali tedbirler, para temini, tahsisat bulma yolları. way back (k. dili) çok eskiden, uzun zaman önce. way in giriş, girilecek yol. way station (d. y.) ara istasyon. way train her istasyona uğrayan tren, posta treni. across the way yolun öte tarafında, karşı tarafta. a good way hayli mesafe 13. iyi bir usul. all the way mümkün olduğu kadar 14. başından beri. a long way off çok uzakta. be in the way engel olmak, ayak altında olmak. by the way sırası gelmişken, aklıma gelmişken. by way of yolu ile, -(den.) come one' way başına gelmek. go all the way son haddine varmak 15. her naneyi yemek. go one' way kendi yoluna gitmek, bildiğini okumak. go out of one' way zahmete katlanmak. go the way of gibi gitmek. have a way with one ikna edici kabiliyeti olmak. in a small way küçük mikyasta, ufak ölçüde. in a bad way kötü bir durumda 16. tehlikede 17. çok hasta. in a way bir bakıma. make one' way ileri gitmek, başarmak, muvaffak olmak. on the way yol üstünde, yolunda, yolda. out of the way sapa, yol üstü olmayan 18. alışılmışın dışında, yolsuz, uygunsuz, münasebetsiz 19. zahmette 20. yerinde olmayan, kayıp 21. ortadan, aradan 22. yoldan. pay one' way kendi masraflarını kendi ödemek. the right way doğru yol. under way hareket helinde, ilerlemekte, devam etmekte. Have it your way. Nasıl istersen öyle yap. Let' get this out of the way. Bunu ortadan kaldıralım. No way (A.B.D.), (argo) Çaresiz. İmkân yok. From English-Turkish FreeDict Dictionary [reverse index] [fd-tur-eng]: weather 1. hava, hava durumu 2. kötü hava, fırtına 3. ortam, şart, durum 4. (den.) rüzgâr üstü tarafındaki. weather bureau meteoroloji bürosu. weather eye hava değişikliğini çabuk sezme kabiliyeti. keep one' weather eye open (k. dili) göz kulak olmak. weather map hava haritası, meteoroloji haritası. weather ship okyanus meteoroloji istasyonu. weather signal hava durumunu bildiren işaret. weather station meteoroloji istasyonu. weather vane fırıldak, rüzgârgülü. make heavy weather yalpa vurmak, yalpalamak 5. zorluk çıkarmak. under the weather (k. dili) keyifsiz, hasta, rahatsız 6. kafası dumanlı. From English-Turkish FreeDict Dictionary [reverse index] [fd-tur-eng]: aspect 1. görünüş, gösteriş, veçhe, suret 2. yüz, çehre, sima 3. bakış, görüş, nazar 4. safha, hal, durum, vaziyet 5. (astrol.) gezegenlerin birbirine oranla durumları.

Are you satisfied with the result?

You can...

  • Suggest your own translation to Longdo
  • Search other online dictionaries

    Discussions



  • Time: 6.1364 seconds ^

    Copyright (c) 2003-2009 Metamedia Technology, Longdo Dict is a service of Longdo.COM
    Disclaimer: Longdo provides neither warranty nor responsibility for any damages occured by the use of Longdo services. Longdo makes use of many freely available dictionaries (we are really grateful for this), please refer to their terms and licenses (see Longdo About page).