Longdo.COM:      Dict (พจนานุกรม)     Map (แผนที่ประเทศไทย)     Traffic (จราจร)     Mobile (มือถือ)     Law (กฎหมาย)     PopThai (ติดคำแปล)    
ลองดู: บริการค้นหาคำและร่วมสร้างเนื้อหาพจนานุกรมหลากภาษา-ไทย
Multiple Bilingual Dictionary Search and Compilation Service
English - Thai, Japanese - Thai, German - Thai, French - Thai Dictionary
View pages in Thai / View pages in English
 
 
ใส่คำที่ต้องการค้นหาหรือ URL สำหรับบริการ PopThai
[ตัวอย่างเช่น cat, cnn.com, slashdot.jp] ดูคำแนะนำ suggest
ขยายขนาดเพื่อใส่ข้อความหลายบรรทัด
เลือกบริการ:
 
เนื้อหา
  LWordQuery::LWordQuery() error initialization database connection.. LWordQuery::LWordQuery() error initialization database connection..
Search result for den (25 entries) (6.1362 seconds)
ลองค้นหาคำในรูปแบบอื่นๆ เพื่อให้ได้ผลลัพธ์มากขึ้นหรือน้อยลง: -den-, *den*. Possible hiragana form: でん

Result from Foreign Dictionaries (25 entries found)

From The Collaborative International Dictionary of English v.0.48 [gcide]: Den \Den\ (d[e^]n), n. [AS. denn; perh. akin to G. tenne floor, thrashing floor, and to AS. denu valley.] 1. A small cavern or hollow place in the side of a hill, or among rocks; esp., a cave used by a wild beast for shelter or concealment; as, a lion's den; a den of robbers. [1913 Webster] 2. A squalid place of resort; a wretched dwelling place; a haunt; as, a den of vice. "Those squalid dens, which are the reproach of great capitals." --Addison. [1913 Webster] 3. Any snug or close retreat where one goes to be alone. [Colloq.] [1913 Webster] 4. [AS. denu.] A narrow glen; a ravine; a dell. [Old Eng. & Scotch] --Shak. [1913 Webster] From The Collaborative International Dictionary of English v.0.48 [gcide]: Den \Den\, v. i. To live in, or as in, a den. [1913 Webster] The sluggish salvages that den below. --G. Fletcher. [1913 Webster] From WordNet (r) 3.0 (2006) [wn]: den n 1: the habitation of wild animals [syn: {lair}, {den}] 2: a hiding place; usually a remote place used by outlaws [syn: {hideout}, {hideaway}, {den}] 3: a unit of 8 to 10 cub scouts 4: a room that is comfortable and secluded From V.E.R.A. -- Virtual Entity of Relevant Acronyms (June 2006) [vera]: DEN Directory Enabled Networking (MS) From V.E.R.A. -- Virtual Entity of Relevant Acronyms (June 2006) [vera]: DEN Document Enabled Networking (Novell, Xerox) From Danish-English Freedict dictionary [fd-dan-eng]: den it From Dutch-English Freedict dictionary [fd-nld-eng]: den [dɛn] fir pine; pine‐tree From English-Turkish FreeDict Dictionary [reverse index] [fd-tur-eng]: away 1. uzağa, uzakta 2. bir yana 3. -den, -dan be away bulunmamak, başka yere gitmişolmak. becarriedaway sürüklenrnek 4. kapılmak. carry away alıp götürmek, sürüklemek . come away bırakıp gelmek. cut away kesmek, kesip atmak. do away with yok etmek, öldurmek, ortadan kaldırmak. drive away uzaklaşmak 5. kovmak, defetmek. eat away aşındırmak 6. yiyip bitirmek. far away uzağa, çok uzakta, uzaklarda. fire away hemen ateş etmek 7. durmadan konuşmak.fly away uçup gitmek, kaçmak. give away bir kimseye hediye etmek 8. nikahta gelini güveye vermek 9. ihbar etmek, ele vermek. go away gitmek, ayrılmak. hide away saklamak, saklanmak. make away with aşırmak, çalmak yürütmek. put away kaldlrmak. right away hemen, derhal. send away başka bir yere göndermek, kovmak. send away for mektupla ısmarlamak. snatch away kapmak take away alıp götürmek. waste away erimek, sararıp solmak. From English-Turkish FreeDict Dictionary [reverse index] [fd-tur-eng]: bitt 1. (den.) geminin kablosunu biteye bağlamak, biteye vurmak 2. (den.), (sık sık) (çoğ.) güverte babası, bite, bita. From English-Turkish FreeDict Dictionary [reverse index] [fd-tur-eng]: blockade 1. (den.), (ask.) muhasara, denizden kuşatma, abluka 2. denizden abluka etmek, kuşatmak 3. etrafını çevirmek. blockader abluka eden düşman gemisi. run the blockade ablukayı yarmak. From English-Turkish FreeDict Dictionary [reverse index] [fd-tur-eng]: by 1. (edat) yanında, yakınında, nezdinde 2. yakınından, yanından 3. ile, vasıtasıyla 4. (-(den.), tarafından 5. kadar 6. göre 7. hakkında, hakkı için. by and by ileride, yavaş yavaş. by and large genellikle, genel olarak. by oneself yalnız, kendi kendine. by the way ha aklıma gelmişken day by day günden güne. six by nine altıya dokuz (ebadında) From English-Turkish FreeDict Dictionary [reverse index] [fd-tur-eng]: coordinate, co-ordinate 1. aynı derecede, eşit, müsavi 2. düzenli, tutariı, muntazam 3. (fels.) düzenleşik 4. (mat.), (den.), (astr.) koordinat. From English-Turkish FreeDict Dictionary [reverse index] [fd-tur-eng]: downtrod 1. (den.), ayaklar altında çiğnenmiş 2. mazlum, haksızlığa uğramış, mağdur. From English-Turkish FreeDict Dictionary [reverse index] [fd-tur-eng]: hatchway 1. (den.), ambar ağzı, lombar ağzı 2. buna benzer bodrum kapağı. From English-Turkish FreeDict Dictionary [reverse index] [fd-tur-eng]: hatch 1. (den.), ambar ağzı, ambar kapağı, kaporta 2. bent kapağı 3. bölmeli kapının alt kısmı 4. üstü açık kapı. From English-Turkish FreeDict Dictionary [reverse index] [fd-tur-eng]: head 1. (çoğ.) heads) baş, kafa 2. kelle 3. reis, şef 4. baş yer, baş taraf, ön taraf 5. ekin başı, başak 6. madde, fıkra 7. kaynak, su başı, menba, pınar başı 8. zirve, şahika, doruk 9. akıl 10. manşet 11. konu 12. madeni paranın resimli yüzü (tura) 13. göbek 14. bira köpüğü 15. birikmiş basınç 16. enerji sağlanan suyun düşme yüksekliği 17. (coğr.) burun 18. (den.) seren yakası 19. (den.), yüznumara 20. (den.), pruva 21. (A.B.D.), , (argo) esrar düşkünü 22. (çoğ.) head) baş: fifty head of cattle elli baş sığır. head and shoulders above çok daha iyi. Heads (I.) win, tails you lose Ne olursa olsun ben kazanacağım, sen kaybedeceksin. head money adam başına verilen vergi 23. bir düşmanın kellesinin getirilmesi karşılığında verilen para. head of steam buhar basıncı 24. (k.dili.) şevk, gayret, hırs. Heads or tails? Yazı mı tura mı? head over heels tepetaklak perende atma 25. adamakıllı. head over heels in love sırılsıklam âşık. head shop hipilere tütsü ve renkli afişler gibi eşya satan dükkân. head tone (müz.) kafasesi. Heads up! (A.B.D.), (k.dili.) Dikkat! Yukarıya dikkat! head wind (den.) pruva rüzgârı. a crowned head kral 26. kraliçe. bring to head karar noktasına getirmek, meydana çıkarmak, buhrana sebep olmak. from head to foot baştan başa, baştan ayağa, tepeden tırnağa kadar. give a horse his head dizginleri boşaltmak. go to one's head başını döndürmek, aklını başından almak 27. burnu büyümek. hang veya hide one's head utanmak, başını önüne eğmek. (I.) can't make head or tail of it Hiç bir şey anlayamıyorum. It cost him his head Hayatına (mal.) oldu. keep one's head soğukkanlılığını muhafaza etmek, kendine hâkim olmak. keep one's head above water yüzer durumda tutmak 28. borca girmemek, ayağını yorganına göre uzatmak .Iose one's head kendinden geçmek, aklı başından gitmek, şaşırmak 29. boynu vurulmak. make head against güçlükler karşısında ilerlemek. off one's head, out of one's head (k.dili.) deli, çıldırmış zıvanadan çıkmış, kaçık. over one's head anlaması zor 30. yapabileceğinin üstünde 31. daha yüksek bir makama (baş vurma) put their heads together baş başa verip düşünmek. put something out of one's head unutmak veya unutturmak. rocks veya holes in the head (argo) delilik, çatlaklık. take it into one's head aklına koymak, tasarlamak. talk one's head off bir kimsenin kafasım şişirmek. the crown of the head başın tepesi. The song runs in my head şarkı aklıma takıldı. turn one's head överek gururlan- dırmak. under the head of başlığı altında, maddesinde. yell one's head off şiddetle ve durmadan azarlamak . From English-Turkish FreeDict Dictionary [reverse index] [fd-tur-eng]: haze 1. (den.), fazla veya çetin işle yormak 2. (A.B.D.), eşek şakası yaparak üzmek (özellikle üniversiteye yeni gelenleri) From English-Turkish FreeDict Dictionary [reverse index] [fd-tur-eng]: head 1. başta olmak, birinci olmak, önde gelmek 2. lider (başkan, reis, önder, şef) olmak 3. (den.), dümen kırmak, yönelmek, yöneltmek 4. baş koymak, baş yapmak 5. başını kesmek, buda- (mak.) (ağaç) 6. baş olmak, başına geçmek 7. başa koymak, başına geçirmek 8. olgunlaşmak, yetişmek (tahıl) 9. üstünlük sağlamak, geçmek 10. (den.), başı çevrili olmak, başı bir tarafa doğru olmak 11. baş bağlamak, baş vermek (lahana, turp) head for (bir hedefe) doğru gitmek, yönelmek. head off yolunu kesmek. head up (k.dili.) başkanlık etmek. From English-Turkish FreeDict Dictionary [reverse index] [fd-tur-eng]: shroud 1. kefen 2. örtü 3. (den.), (gen) (çoğ.) çarmıklar 4. kefenlemek, kefene sarmak 5. örtmek, gizlemek. From English-Turkish FreeDict Dictionary [reverse index] [fd-tur-eng]: scupper 1. (den.), frengi deliği, geminin güvertesinden suyun denize akmasına mahsus delik 2. (İng.), (argo) katliam yapmak. From English-Turkish FreeDict Dictionary [reverse index] [fd-tur-eng]: sheet 1. çarşaf 2. levha 3. tabaka, yaprak 4. gazete 5. (den.) iskota halatı, yelken iskotası 6. (den.), (çoğ.) sandalın iki ucundaki boş kısımlar 7. (den.) yelkenin iskotasını çekmek veya takmak. sheet anchor (den.) ocaklık demiri 8. büyük kurtuluş ümidi. sheet iron saç. sheet lightning her tarafa ışık saçan ve gürültüsü duyulmayan şimşek. sheet music ciltlenmemiş notalar. three sheets in the wind (argo.) kör kütük sarhoş, fitil gibi. From English-Turkish FreeDict Dictionary [reverse index] [fd-tur-eng]: topside 1. (den.), (gen.) (çoğ.) geminin su hattından yukan olan dış yanı, borda. From English-Turkish FreeDict Dictionary [reverse index] [fd-tur-eng]: through , thro, thru 1. (edat), içinden, bir yandan öbür yana, bir başından öbür başına 2. başından sonuna kadar 3. vasıtası ile 4. -(den.), -(den.) geçerek 5. her bir taraffından, her tarafına 6. her yerine, her yerinde 7. -(den.) dolayı 8. yüzünden 9. sayesinde 10. yandan yana 11. baştan başa 12. başından sonuna kadar 13. sonuna kadar 14. tamamen 15. engelsiz (yol), sonuna kadar giden 16. aktarmasız (tren), ekspres. through and through baştan başa, bütün bütün, tamamen. through passage, through ticket yolculuğun sonuna kadar geçen bilet. through retort (mad.) her iki ucu açılan imbik. all through the night. bütün gece boyunca. be through with bitirmiş olmak 17. alâkayı tamamen kesmiş olmak. carry through başarmak. fall through boşa gitmek, muvaffak olmamak. get through bitirmek 18. atlatmak 19. geçirmek go. through gözden geçirmek 20. dibine darı ekmek 21. dayanmak, sürmek, geçmek 22. olmak. go through with yapmak. I am a11 through işimin hepsini bitirdim. He went through a red light Kırmızmşığa rağmen geçti. He is speaking through an interpreter Tercüman vasıtasıyle konuşuyor. He learned English through listening to the radio. İngilizceyi radyo dinleyerek öğrendi. They are related through their grandfather Büyük babaları tarafından akrabadırlar. They kept the window shut through fear of catching cold. Nezle olma korkusuyle pencereyi kapalı tuttular. The examiner put him through his paces. Mumeyyiz onu adamakıllı sıygaya çekti. I've been through hell getting here. Gelene kadar cehennem azabı çektim. He went through his fortune in a year. Bir senede bütün servetini tüketti. We were determined to see it through whatever the cost. Ne pahasına olursa olsun yapmaya kararlıydık. He is through with school. Okulu bıraktı. It was all through him that we got into trouble. Onun yüzünden başımız derde girdi. I got this job through my uncle. Bu işe amcam sayesinde girdim. We tried a11 day to get through on the phone to Ankara. Bütün gün Ankara'ya telefon etmeye uğraştık. It is illegal to send firearms through the mail. Postayla silâh göndermek yasaktır. I'm through with you! İllallah senden! From English-Turkish FreeDict Dictionary [reverse index] [fd-tur-eng]: whisker 1. (çoğ.) yanak sakalı, yan sakal 2. (çoğ.), (k. dili) bıyık 3. sakal kılı 4. (çoğ.) kedi bıyığı 5. (den.), (gen.), (çoğ.) cıvadranın iki tarafındaki çubuklar. whiskered yan sakallı, sakallı. From English-Turkish FreeDict Dictionary [reverse index] [fd-tur-eng]: with 1. (edat) ile 2. -(den.) 3. -e 4. -e rağmen 5. ile beraber, ile birlikte. with it (argo) zamane 6. uyanık, canlı, modern. Leave the books with my mother Kitapları anneme bırak. I'm with you there ! O konuda seninle aynı fikirdeyim. With this, she slapped his face Hemen ardından yüzüne bir tokat aşketti. He can swim with the best of them Usta yüzücüler kadar iyi yüzebilir. What' with him? (k. dili) Nesi var?

Are you satisfied with the result?

You can...

  • Suggest your own translation to Longdo
  • Search other online dictionaries

    Discussions



  • Time: 6.1362 seconds ^

    Copyright (c) 2003-2009 Metamedia Technology, Longdo Dict is a service of Longdo.COM
    Disclaimer: Longdo provides neither warranty nor responsibility for any damages occured by the use of Longdo services. Longdo makes use of many freely available dictionaries (we are really grateful for this), please refer to their terms and licenses (see Longdo About page).