Longdo.COM:      Dict (พจนานุกรม)     Map (แผนที่ประเทศไทย)     Traffic (จราจร)     Mobile (มือถือ)     Law (กฎหมาย)     PopThai (ติดคำแปล)    
ลองดู: บริการค้นหาคำและร่วมสร้างเนื้อหาพจนานุกรมหลากภาษา-ไทย
Multiple Bilingual Dictionary Search and Compilation Service
English - Thai, Japanese - Thai, German - Thai, French - Thai Dictionary
View pages in Thai / View pages in English
 
 
ใส่คำที่ต้องการค้นหาหรือ URL สำหรับบริการ PopThai
[ตัวอย่างเช่น cat, cnn.com, slashdot.jp] ดูคำแนะนำ suggest
ขยายขนาดเพื่อใส่ข้อความหลายบรรทัด
เลือกบริการ:
 
เนื้อหา
  LWordQuery::LWordQuery() error initialization database connection.. LWordQuery::LWordQuery() error initialization database connection..
Search result for kat (15 entries) (6.0454 seconds)
ลองค้นหาคำในรูปแบบอื่นๆ เพื่อให้ได้ผลลัพธ์มากขึ้นหรือน้อยลง: -kat-, *kat*.

Result from Foreign Dictionaries (15 entries found)

From The Collaborative International Dictionary of English v.0.48 [gcide]: Kat \Kat\ (k[aum]t), n. (Bot.) An Arabian shrub ({Catha edulis}) the leaves of which are used as tea by the Arabs. [1913 Webster] From WordNet (r) 3.0 (2006) [wn]: kat n 1: the leaves of the shrub Catha edulis which are chewed like tobacco or used to make tea; has the effect of a euphoric stimulant; "in Yemen kat is used daily by 85% of adults" [syn: {kat}, {khat}, {qat}, {quat}, {cat}, {Arabian tea}, {African tea}] From Danish-English Freedict dictionary [fd-dan-eng]: kat cat From Dutch-English Freedict dictionary [fd-nld-eng]: kat [kɑt] cat From English-Turkish FreeDict Dictionary [reverse index] [fd-tur-eng]: coat 1. palto, ceket 2. kat, tabaka 3. kaplamak, geçmek (boya vb) coat hanger elbise askısı, askı. coat of armas hanedan arması. coat of paint bir kat boya. coattail, coattails frakın kuyrukları. dress coat frak on his coattails sayesinde. coating tabaka, kat 4. paltoluk kumaş. From English-Turkish FreeDict Dictionary [reverse index] [fd-tur-eng]: double 1. iki kat, çift, iki misli 2. eş, aynı 3. kat 4. hile, oyun 5. tiyatro, sin dublör 6. (briç.) kontr 7. iki kat, iki kere, iki misli 8. çift 9. bükülmüş, katlı 10. iki kişilik 11. iki yüzlü 12. (müz.) bir oktav daha alçak ses veren 13. çift çift, iki kat, iki misli. doubleacting iki taraflı çalışan, iki misli tesiri olan. double agent iki taraflı çalışan casus. doublebanked den kürekçileri çift çift oturan, iki sıra kürekçisi olan (gemi, kayık) double bass kontrbas. double bed iki kişilik karyola veya yatak. double boiler benmari. double bottom (den.) çifte karina doublebreasted kruvaze (ceket), çift düğmeli. double check tekrar kontrol etmek, çifte kontrol yapmak, emniyet tedbiri olarak tekrar gözden geçirmek. double chinned çifte gerdanlı, katmerli gerdanı olan. doublecross (argo) verdiği sözden dönerek aldatmak 14. aldatmak, kazık atmak 15. aldatma, kazık atma. doubledate iki çiftin birlikte gezmesi. doubledealer iki yüzlü kimse, dolandırıcı, sahtekar kimse. doubledecker iki katlı otobüs veya yatak 16. den su hattının üzerinde iki güvertesi bulunan gemi. doubleedged iki tarafı keskin 17. hem lehte hem aleyhte olan. doubleended iki ucu bir olan. doubleender iki yönde aynı kolaylıkla gidebilen lokomotif veya gemi. double, entendre (Fr.) iki tarafa çekilebilecek söz, lastikli söz. double entry muhasebede her işlemi iki defa gösteren defter tutma usulu. double exposure (foto.) (yanlışlıkla) bir negatifte çekilen iki ayrı poz. doublefaced : iki yüzlü 18. iki taraflı (kumaş) double featuresin iki filim bir arada. doublehanded iki eli olan, iki elli 19. hilekâr 20. iki elle kullanılmaya mahsus. doubleheaded çift başlı. doubleheader iki lokomotifle çekilen tren 21. iki takım arasında üst üste yapılan iki karşılaşma. double jeopardy (huk.) aynı suçtan ikinci defa yargılama doublejointed (tıb.) çok oynak mafsallı. doublepark arabayı yolun ortasında bırakmak 22. kaldırıma paralel park etmiş bir arabanın yanına park etmek. doublequick çok çabuk 23. çabuk yürüyüş 24. çok çabuk yürümek. doublereed (müz.) çift dilli (obua ve zurna gibi) double room otelde çift yataklı oda. doubles tenis çiftler, dabıl doublespace yazı makinasında çift aralıkla yazmak. double standard erkeklere kadınlardan daha fazla serbestlik tanıyan toplum kuralı double star. (astr.) yan yana duran ve tek yıldız olarak görünen iki yıldız dou ble take bir durumun veya şakanın anlamını sonradan kavrama. double talk lastikli söz, çeşitli anlamlar verilebilecek söz 25. aslında hiçbir anlamı olmayan kelimeler uydurarak konuşma. doubletime hızlı yürümek. double time hızlı yürüyüş 26. fazla çalışılan saatler için yapılan iki misli ödeme. doubleton (briç.) ikili, çift kağıt. double tongue (müz.) üflemeli müzik aleti kullanırken çabuk çalmak için dili diş ve damak arasında hızla oynatmak. doubletongued özü sözü bir olmayan, hilekâr, murai doub letree çift atlı arabada terazi. see double çift görmek sleep double bir yatakta iki kişi yatmak. From English-Turkish FreeDict Dictionary [reverse index] [fd-tur-eng]: covering 1. kaplama, muhafaza 2. kat, tabaka 3. perde, örtü. covering letter evrak ile gönderilen ve evrakın mahiyetini anlatan mektup. From English-Turkish FreeDict Dictionary [reverse index] [fd-tur-eng]: crease 1. kırma, pli, pasta, kat 2. çizgi, buruşuk 3. ütü çizgisi, kat yeri 4. kırma yapmak 5. buruşturmak 6. katlanmak, buruşmak. From English-Turkish FreeDict Dictionary [reverse index] [fd-tur-eng]: floor 1. taş veya tahta döşeme, yer, zemin 2. dip 3. kat 4. yasama meclisi salonunun üyelere ayrılmış kısmı 5. mecliste söz söyleme hakkı 6. taban ücret, asgari ücret veya fiyat 7. taş veya tahta döşemek, kaplamak: vurup yere yıkmak 8. (k.dili) şaşırtmak, ağzını kapatmak 9. (k.dili) yenmek. floorcloth döşemelik muşamba 10. tahta bezi. floor lamp ayaklı abajur. floor plan (mim.) kat planı. floor show varyete, atraksiyon, eğlence programı. floorwalker (A.B.D) büyük mağazalarda işi idare eden ve müşterilere yardımcı olmak üzere dolaşan adam. ground floor zemin kat. in on the ground floor başlangıçta işe giren. have the floor mecliste söz söyleme hakkı olmak, kürsüye çıkmak. take the floor mecliste söz almak. completely floored tamamen saşırmış. floorer döşemeci. flooring döşemelik. From English-Turkish FreeDict Dictionary [reverse index] [fd-tur-eng]: fold 1. katlamak, bükmek 2. (matb.) kırmak 3. sarmak, bağrına basmak 4. kaplamak 5. katlanmak, bükülmek 6. sarılmak, bürünmek 7. kavuşturmak (elleri) 8. hafifçe katmak 9. (A.B.D), (argo) tutulmayıp kapanmak (piyes) 10. yorgunluktan çökmek 11. kat, kıvrım 12. büklüm 13. boğum (yılan) 14. (jeol.) kıvrım. fold the arms kolları kavuşturmak. folding bed açılır kapanır karyola. folding door katmer kanatlı kapı. folding machine kırma makinası. From English-Turkish FreeDict Dictionary [reverse index] [fd-tur-eng]: layer 1. kat, tabaka 2. daldırma. a good layer bol yumurta yumurtlayan tavuk. layer cake arası kremalı kat kat pasta. From English-Turkish FreeDict Dictionary [reverse index] [fd-tur-eng]: ply 1. kat, katmer 2. meyil, eğilim, temayul 3. eğmek. From English-Turkish FreeDict Dictionary [reverse index] [fd-tur-eng]: stage 1. sahne 2. tiyatro, sahne hayatı, tiyatroculuk 3. meydan 4. yolculuğun bir (kıs.)mı, bir günlük mesafe 5. merhale, menzil 6. safha 7. mertebe, devre 8. suyun yükseliş derecesi 9. bir binanın yatay kesiti, kat 10. mikroskopta bakılacak cismin konulduğu raf 11. uzay roketinin basamaklı çalışan itme takımlarından her biri 12. yapı iskelesi 13. posta arabası. stage business (tiyatro) oyuncuların konuşma dışındaki jest ve mimikleri. stage de(sig.)n sahne dekorasyonu. stage director sahne müdürü. stage door aktörlere ve sahne görevlilerine mahsus tiyatro kapısı. stage fright seyircileri görünce oyuncularda bazen görülen korku. stage manager sahne amiri. stage whisper sahnede aktörün kolayca işitilen fısıltısı. by easy stages derece derece, azar azar. critical stage nazik veya tehlikeli safha, buhranlı devre. go on the stage tiyatroya girmek, sahne hayatına atılmak. larval stage böceklerin larva haline geldikleri devre. quit the stage sahneden çekilmek. From English-Turkish FreeDict Dictionary [reverse index] [fd-tur-eng]: tier 1. sıra, kat 2. amfide yükselen sıra. From English-Turkish FreeDict Dictionary [reverse index] [fd-tur-eng]: time 1. vakit, zaman 2. süre, müddet 3. devir, devre 4. mühlet, vade 5. saat, dakika 6. (mat.) kere, defa 7. kat, misil 8. müziğin tem posu 9. doğurma vakti 10. ölüm vakti, ecel. time after time, time and again tekrar tekrar. time and a half bir buçuk misli ücret. time and motion study zaman bakımından verimi artırmak için yapılan gözlem. time ball tam öğle saatini göstermek için bir çubuğun tepesinden dibine düşürülüveren top. time bargain (İng.), (tic.) vadeli alış veriş. time bomb saatli bomba. time clock memurların geliş ve gidişlerini kaydeden saat. time constant (elek.) cereyanın başlangıcından en yüksek derecesine kadar olan devre, zaman sabitesi. time deposit vadeli hesap. time exposure (foto.) uzun pozlu resim. time fuse patlayıcı maddeyi belirli bir müddetten sonra patlatan fitil. from time immemorial ezelden beri. time lag ara. time limit belirli müddet. time lock saati gelmeden açılmayan kilit. time of day günün belirli saati. time of peace barış zamanı. time out of mind hatırlanamayacak kadar eski, çok eskiden. time (sig.)nature (müz.) zaman işareti. time study zaman bakımından verimi artırmayı güden inceleme. time zone arz derecesine göre resmi saatin aynı olduğu mıntıka. ahead of time vaktinden önce. at the same time mamafih, bununla beraber, aym zamanda. at times zaman zaman, ara sıra. behind time geç, tehirli. behind the times eski, zamanı geçmiş. doing time hapishanede. Father Time zamanın somut sembolü. for the time being şimdilik from time to time ara sıra, zaman zaman. gain time zaman kazanmak 11. ileri gitmek (saat) good times iyi günler, refahlı zamanlar. hard times kötü günler, güç zamanlar. have a good time hoş vakit geçirmek. have the time of one' life fevkalade bir vakit geçirmek. in good time tam zamanında, çabuk. in no time bir an evvel. in record time rekor sayılan müddette. in the nick of time ucu ucuna. in time vaktinde, vakitli 12. nihayet 13. uygun tempoda. keep time tempo tutmak. lose time vakit kaybetmek 14. geri kalmak (saat) make time geç kalınan zamanı kapatmak 15. belirli vakte yetiştirmek. make time with isteğini kabul ettirmeye çalışmak. on time tam zamanında. out of time temposuz, tempoya aykırı. pass the time of day vakit geçirmek. seven at a time yedişer yedişer 16. bir kerede yedi tane. take one' time with bir işi itinayla yapmak. tell the time saatin kaç olduğunu söylemek. tell time saati okuyabilmek .this time tomorrow yarın bu saatte. Time is up Vakit bitti. Time will tell Zaman gösterir. It' about time! Artık zamanı! What a time I've had of it! Neler çektim What time is it? Saat kaç?

Are you satisfied with the result?

You can...

  • Suggest your own translation to Longdo
  • Search other online dictionaries

    Discussions



  • Time: 6.0454 seconds ^

    Copyright (c) 2003-2009 Metamedia Technology, Longdo Dict is a service of Longdo.COM
    Disclaimer: Longdo provides neither warranty nor responsibility for any damages occured by the use of Longdo services. Longdo makes use of many freely available dictionaries (we are really grateful for this), please refer to their terms and licenses (see Longdo About page).