Longdo.COM:      Dict (พจนานุกรม)     Map (แผนที่ประเทศไทย)     Traffic (จราจร)     Mobile (มือถือ)     Law (กฎหมาย)     PopThai (ติดคำแปล)    
ลองดู: บริการค้นหาคำและร่วมสร้างเนื้อหาพจนานุกรมหลากภาษา-ไทย
Multiple Bilingual Dictionary Search and Compilation Service
English - Thai, Japanese - Thai, German - Thai, French - Thai Dictionary
View pages in Thai / View pages in English
 
 
ใส่คำที่ต้องการค้นหาหรือ URL สำหรับบริการ PopThai
[ตัวอย่างเช่น cat, cnn.com, slashdot.jp] ดูคำแนะนำ suggest
ขยายขนาดเพื่อใส่ข้อความหลายบรรทัด
เลือกบริการ:
 
เนื้อหา
  LWordQuery::LWordQuery() error initialization database connection.. LWordQuery::LWordQuery() error initialization database connection..
Search result for hal (38 entries) (4.2876 seconds)
ลองค้นหาคำในรูปแบบอื่นๆ เพื่อให้ได้ผลลัพธ์มากขึ้นหรือน้อยลง: -hal-, *hal*.

Result from Foreign Dictionaries (38 entries found)

From The Collaborative International Dictionary of English v.0.48 [gcide]: Hal \Hal\ (h[^a]l), prop. n. Harold; -- a nickname. [PJC] From The Collaborative International Dictionary of English v.0.48 [gcide]: HAL \HAL\ (h[^a]l), prop. n. The name of an intelligent computer in the movie 2001, directed by Stanley Kubrick. [PJC] From V.E.R.A. -- Virtual Entity of Relevant Acronyms (June 2006) [vera]: HAL Hackers At Large (org.) From V.E.R.A. -- Virtual Entity of Relevant Acronyms (June 2006) [vera]: HAL Hardware Abstraction Layer (Windows NT) From V.E.R.A. -- Virtual Entity of Relevant Acronyms (June 2006) [vera]: HAL Hard Array Logic From V.E.R.A. -- Virtual Entity of Relevant Acronyms (June 2006) [vera]: HAL Heuristically programmed ALgorithmic computer (2001) From Swedish-English Freedict dictionary [fd-swe-eng]: hal slippery From Dutch-English Freedict dictionary [fd-nld-eng]: hal [hɑl] hall From English-Turkish FreeDict Dictionary [reverse index] [fd-tur-eng]: bearing 1. hal, tavır, davranış 2. mahsul, ürün 3. verme, hasıl etme 4. taşıma, tahammül etme 5. ilgi, irtibat, alâka 6. kiriş ve eşik gibi şeylerin dayandığı destek 7. (mak.) yatak, mil yatağı 8. ayak 9. (den.) kerteriz .bearing body yatak gövdesi. lose ones bearings şaşırmak, pusulayı şaşırmak. take a bearing kerteriz etmek. From English-Turkish FreeDict Dictionary [reverse index] [fd-tur-eng]: conversion 1. dönme, değişme, tebdil, değiştirme 2. (ilah.) din değiştirme 3. ihtida 4. (huk.) başkasının malını zapt etme 5. (man) önermelerin aksi 6. (mat.) tahvil, hal. From English-Turkish FreeDict Dictionary [reverse index] [fd-tur-eng]: case 1. durum, vaziyet, hal 2. mesele, problem 3. hasta 4. vaka 5. dava 6. (gram) ismin hallerinden biri 7. (k.dili.) garip bir kimse 8. (A.B.D), (argo) iskandil etmek, dikizlemek. case ending (gram) hal takısı. case history tıbbi, sosyolojik veya psikiyatrik incelemelerde kullanmak üzere şahıslar veya aileler hakkında toplanan malumat. case in point konuşma konusu olan mesele. case knife kılıflı büyük bıçak. case law mahkeme içtihatlarına dayanan (huk.)uk. case lawyer dava vekili, avukat. case shot şarapnel. case system mahkeme içtihatlarına dayanan (huk.)uk sistemi. in any case her halde, ne de olsa, mutlaka. in case eğer, şayet. in case of, in case that olduğu taktirde. in that case o taktirde. Iower case (matb.) küçük harf. make out a case kuvvetli deliller göstermek. upper case (matb.) büyük harf. From English-Turkish FreeDict Dictionary [reverse index] [fd-tur-eng]: circumstance 1. hal, durum, keyfiyet, şart, vaziyet 2. vaka, olay 3. teferruat, ayrıntı. Circumstances aIter the case Olaylar kararları değiştirir. under no circumstances hiç bir surette. under the circumstances bu şartlar altında. pomp and circumstance debdebe ve tantana. From English-Turkish FreeDict Dictionary [reverse index] [fd-tur-eng]: condition 1. hal, durum, vaziyet 2. sağlık 3. şart, kayıt, sınırlama. favorable conditions uygun şartlar. in condition çalışır vaziyette 4. (spor) idman içinformunda 5. in good condition iyi durumda, bozulmamış (olarak) on condition that şartı ile. out of condition işe uygun durumda olmayan 6. (spor) formundan diişmüş olan. From English-Turkish FreeDict Dictionary [reverse index] [fd-tur-eng]: disposition 1. düzen, tertip, idare, nizam, tanzim 2. eğilim, temayul 3. mizaç, tabiat, huy 4. istidat, hal. From English-Turkish FreeDict Dictionary [reverse index] [fd-tur-eng]: demeanor 1. davranışlar, hal, tavır. From English-Turkish FreeDict Dictionary [reverse index] [fd-tur-eng]: deposition 1. tahttan indirme, hal', azil 2. yeminle yazılı ifade, ifade, delil 3. depozito verme 4. tortu veya dökuntü bırakma 5. tortu, döküntü, sel kumu. make one's deposition yeminle yazılı ifade vermek. From English-Turkish FreeDict Dictionary [reverse index] [fd-tur-eng]: feature 1. yüz uzuvlarından biri 2. (çoğ.) sima, çehre 3. özellik, hususiyet, vasıf 4. hal, şekil 5. asıl filim 6. makale 7. önem vermek, belirtmek, tebarüz ettirmek 8. (k.dili) benzemek. be featured baş rolü oynamak, baş rolde olmak. Feature that (h) dili Düşün bir kere! fea tureless hiçbir özelliği olmayan. From English-Turkish FreeDict Dictionary [reverse index] [fd-tur-eng]: fettle 1. hal 2. (end) demir işlemesinde ocağa serilen taş kırıntıları 3. bu taş kırıntılarını sermek. in fine fettle iyi halde, zinde. From English-Turkish FreeDict Dictionary [reverse index] [fd-tur-eng]: figure 1. rakam, numara, adet 2. değer, fiyat 3. vücut yapısı, endam, boybos 4. yüz, çehre, sima, gösteriş, görünüş 5. hal, tavır 6. şahsiyet, şahıs, resim, suret 7. (geom.) şekil 8. (edeb.) mecaz, istiare 9. dansta figür. figure dancer figür yapan dansör veya dansöz. figurehead sözde mevki sahibi, gerçek yetki sahibi olmayan kimse 10. (den.) gemi aslanı gibi oyma süs. figure of speech mecaz, istiare, kinaye. figure skating figür yaparak paten kayma. at a low figure ucuz fiyata. income in five figures beş rakamlı gelir. keep one' figure şişmanlamamak, kilo almamak, vucudunu iyi muhafaza etmek. From English-Turkish FreeDict Dictionary [reverse index] [fd-tur-eng]: footing 1. basılan yer, ayak basacak yer 2. mevki, hal 3. ilişki 4. yekun 5. temel ayağı, taban. on a better footing than ever araları her zamankinden daha iyi. From English-Turkish FreeDict Dictionary [reverse index] [fd-tur-eng]: form 1. şekil, biçim, suret 2. beden, vücut, kalıp, cisim 3. cins, sınıf 4. tarz, usul, teamül 5. (spor) form 6. fiş, müracaat fişi 7. gelenek, etiket, hal 8. üslup 9. (matb.) forma 10. (ing) (okullarda) sınıf: first form orta bir. bad form (ing) etikete aykırı davranış, uygunsuz tavır. form leeter basılmış hazır mektup. for forms sake adet yerini bulsun diye. in due form usul dairesinde. in good form iyi halde, keyfi yerinde. out of form pek iyi halde olmayan, keyifsiz 11. biçimsiz 12. (spor) formunda olmayan. From English-Turkish FreeDict Dictionary [reverse index] [fd-tur-eng]: ideal 1. tasavvur edilebilen en mükemmel sonuç (şey, hal) 2. ulaşılmak istenilen amaç, kusursuz hayal 3. mükemmel kimse veya şey, ideal, üIkü 4. ideal, üIküsel 5. kusursuz, mükemmel, üstün, en yüksek evsafta 6. tasavvura dayanan, hayali. ideal gas basit fiziksel kurallara tümüyle uyan hayal unsuru bir gaz ideally .ideal olarak, fikir itibariyle 7. arzu edilen şekilde, en mukemmel sonucu verecek şekilde. From English-Turkish FreeDict Dictionary [reverse index] [fd-tur-eng]: mood 1. ruh durumu, hal 2. (çoğ.) terslik, huysuzluk, karamsarlık. in the mood for - e hazır. mood music duygulandırmada kullanılan müzik. From English-Turkish FreeDict Dictionary [reverse index] [fd-tur-eng]: occasion 1. fırsat, münasebet, vesile, elverişli durum 2. sebep, hal, durum 3. Iüzum, gereklik 4. vesile olmak, sebep olmak. on occasion ara sıra, fırsat düştükçe. take the occasion durumdan faydalanmak. From English-Turkish FreeDict Dictionary [reverse index] [fd-tur-eng]: predicament 1. kötü hal, bela 2. hal, halet, durum, vaziyet 3. (man.) cins, kategori. From English-Turkish FreeDict Dictionary [reverse index] [fd-tur-eng]: pass 1. geçiş, geçme 2. paso, şebeke 3. sınavda geçme 4. boğaz, geçit, dar yol 5. (ask.) hatlardan geçme izni 6. hal, durum 7. meç hamlesi 8. hokkabazların kaybetme oyunu 9. top oyunlarında topu elden ele geçirme, pas. free pass ücretsiz giriş sağlayan paso. bring to pass sonuçlandırmak. come to pass olmak, meydana gelmek. hold the pass geçidi tutmak. make a pass vurmaya çaşışmak 10. (argo) çalım atmak. From English-Turkish FreeDict Dictionary [reverse index] [fd-tur-eng]: posture 1. duruş, poz, vaziyet 2. hal, işlerin gidişi 3. zihni vaziyet, tefekkür hali 4. suni vaziyet vermek veya almak. From English-Turkish FreeDict Dictionary [reverse index] [fd-tur-eng]: affair 1. iş, maslahat 2. vaka, olay, hadise 3. hal 4. ilişki. an affair of honor namus veya şeref meselesi. Foreign Affairs Dışişleri as affairs stand şimdiki halde. Iove affair aşk macerası. From English-Turkish FreeDict Dictionary [reverse index] [fd-tur-eng]: shape 1. biçim, şekil, suret 2. hal, durum 3. heyet, endam 4. hayal, tayf, hayalet 5. kalıp 6. biçimlendirmek, şekillendirmek 7. ayarlamak, düzenlemek, tanzim etmek, tertip etmek 8. yaratmak, vücuda getirmek 9. yön vermek. shape up (k. dili) iyi gitmek, yolunda gitmek 10. şekle girmek. take shape şekil almak. From English-Turkish FreeDict Dictionary [reverse index] [fd-tur-eng]: situation 1. yer, mevki, mahal 2. hal 3. vaziyet, durum 4. görev, vazife, memuriyet. From English-Turkish FreeDict Dictionary [reverse index] [fd-tur-eng]: solution 1. eriyik 2. erime, hal 3. mahlul 4. çare, çözüm 5. izah, halletme 6. (tıb.) bir hastalığın kriz devresi veya nihayeti 7. (huk.) borcun tesviyesi 8. (mat.) çözüm. From English-Turkish FreeDict Dictionary [reverse index] [fd-tur-eng]: station 1. durak, tevakkuf mahalli 2. merkez, istasyon, gar 3. bir kimsenin bulunduğu yer 4. memuriyet, görev 5. hizmet, makam, rütbe, hal 6. yer, mahal, mevki 7. sosyal durum, derece, vaziyet 8. ordu veya donanmanın özel bir görevle gönderildiği yer 9. istasyon (radyo, televizyon), kanal (televizyon) 10. bir yere tayin etmek veya yerleştirmek. station break radyo ve televizyonda istasyon ismi ve yerinin verildiği zaman . station house polis karakolu. station wagon kaptıkaçtı, pikap (araba) fire station itfaiye binası. lifeboat station can kurtaran gemi istasyonu. naval station donanma merkezi. police station karakol. railroad station demiryolu istasyonu, gar . From English-Turkish FreeDict Dictionary [reverse index] [fd-tur-eng]: state 1. hal, vaziyet, durum, keyfiyet 2. debdebe, tantana, ihtişam 3. devlet 4. hükümet 5. eyalet 6. memleket 7. devlete ait 8. resmi 9. siyasi. state bank (A.B.D.) bir eyaletin müsaadesi altında çalışan banka 10. devlet bankası. state college eyalet üniversitesi. state' evidence (huk.) devlet lehine şahitlik 11. suçunu ikrar ederek kendi suç arkadaşları aleyhine sahadet eden kimse. turn state' evidence suçunu ikrar ederek devlet lehine şahitlik etmek. State House hükümet binası 12. meclis binası. state of siege örfi idare, sıkıyönetim. state of war harp hali state owned devlet malı. state prison siyasi mahkümlara mahsus hapishane 13. (A.B.D.) bir eyalete mahsus ağır ceza hapis hanesi. state socialism sosyalizm, devletçilik. state' rights eyaletin hakları. state trooper (A.B.D.) motorlu araçlarla devriye gezen jandarma .state university (A.B.D.) eyalet üniversitesi Department of State (A.B.D.) Dışişleri Bakanlığ.ı in state resmi olarak, debdebe ve ihtişamla. lie in state teşhir edilmek üzere açık tabut içinde yatmak (büyük bir zatın cenazesi) the States (k. dili) Amerika Birleşik Devletleri (ABD haricinde kullanılır) From English-Turkish FreeDict Dictionary [reverse index] [fd-tur-eng]: status 1. hal, durum, vaziyet 2. medeni hal, toplumsal durum 3. rol 4. övünme payı. status quo statüko. From English-Turkish FreeDict Dictionary [reverse index] [fd-tur-eng]: trim 1. (-mer, -mest), (-med, -ming), temiz ve yakışıklı, biçimli, şık 2. budamak, kırkmak, kesip düzeltmek 3. süslemek 4. temizleyip nizama koymak 5. (den.) yükü düzgün istif ederek gemiyi denk etmek 6. yelkenleri rüzgâra göre düzeltmek 7. (hav.) ayar etmek 8. (k. dili) yenmek, bozmak 9. aldatmak 10. azarlamak 11. (den.) denk olmak 12. iki parti arasında her ikisine de taraftar görünmek 13. nizam intizam 14. hal, vaziyet 15. süs 16. artık 17. (den.) geminin dengi 18. kıyafet, kılık 19. (mim.) .binanın iç tarafında bulunan süve gibi hafif tahtalar. trim by the bow (den.) gemiyi başı kıçından daha fazla suya batacak şekilde denkleştirmek. trim one' sails ayağını denk almak. in good trim iyi halde veya vaziyette 20. denk, oranlı (gemi) out of trim fena vaziyette 21. idmansız 22. dengi bozuk (gemi, uçak) trim'ly biçimli olarak. trim'ness biçimli oluş. From English-Turkish FreeDict Dictionary [reverse index] [fd-tur-eng]: tune 1. beste, hava, nağme 2. ahenk, düzen 3. akort 4. hal, mizaç 5. akort etmek, ahenk vermek 6. ahenkle çalmak 7. düzen vermek 8. ahenkli olmak, sesi uymak. tune down sesi bastırmak. tune in belirli bir istasyonu açmak. tune out istasyonu düzeltmek. tune up salgıları akort etmek 9. ayarlamak. change one' tune ağız değiştirmek. in tune akortlu. out of tune akortsuz 10. ahenksiz, düzensiz. to the tune of bestesiyle 11. meblağına kadar. From English-Turkish FreeDict Dictionary [reverse index] [fd-tur-eng]: way 1. yol, tarik 2. yön, yan, taraf, cihet 3. yer 4. mesafe 5. usul, tarz 6. husus 7. adet, itiyat, huy 8. hal, durum, halet 9. gidiş, ilerleme, ileri gitme 10. çare, vasıta 11. (huk.) irtifak hakkı, geçit hakkı 12. (çoğ.) gemi kızağı. ways and means mali tedbirler, para temini, tahsisat bulma yolları. way back (k. dili) çok eskiden, uzun zaman önce. way in giriş, girilecek yol. way station (d. y.) ara istasyon. way train her istasyona uğrayan tren, posta treni. across the way yolun öte tarafında, karşı tarafta. a good way hayli mesafe 13. iyi bir usul. all the way mümkün olduğu kadar 14. başından beri. a long way off çok uzakta. be in the way engel olmak, ayak altında olmak. by the way sırası gelmişken, aklıma gelmişken. by way of yolu ile, -(den.) come one' way başına gelmek. go all the way son haddine varmak 15. her naneyi yemek. go one' way kendi yoluna gitmek, bildiğini okumak. go out of one' way zahmete katlanmak. go the way of gibi gitmek. have a way with one ikna edici kabiliyeti olmak. in a small way küçük mikyasta, ufak ölçüde. in a bad way kötü bir durumda 16. tehlikede 17. çok hasta. in a way bir bakıma. make one' way ileri gitmek, başarmak, muvaffak olmak. on the way yol üstünde, yolunda, yolda. out of the way sapa, yol üstü olmayan 18. alışılmışın dışında, yolsuz, uygunsuz, münasebetsiz 19. zahmette 20. yerinde olmayan, kayıp 21. ortadan, aradan 22. yoldan. pay one' way kendi masraflarını kendi ödemek. the right way doğru yol. under way hareket helinde, ilerlemekte, devam etmekte. Have it your way. Nasıl istersen öyle yap. Let' get this out of the way. Bunu ortadan kaldıralım. No way (A.B.D.), (argo) Çaresiz. İmkân yok. From English-Turkish FreeDict Dictionary [reverse index] [fd-tur-eng]: aspect 1. görünüş, gösteriş, veçhe, suret 2. yüz, çehre, sima 3. bakış, görüş, nazar 4. safha, hal, durum, vaziyet 5. (astrol.) gezegenlerin birbirine oranla durumları.

Are you satisfied with the result?

You can...

  • Suggest your own translation to Longdo
  • Search other online dictionaries

    Discussions



  • Time: 4.2876 seconds ^

    Copyright (c) 2003-2009 Metamedia Technology, Longdo Dict is a service of Longdo.COM
    Disclaimer: Longdo provides neither warranty nor responsibility for any damages occured by the use of Longdo services. Longdo makes use of many freely available dictionaries (we are really grateful for this), please refer to their terms and licenses (see Longdo About page).