Longdo.COM:      Dict (พจนานุกรม)     Map (แผนที่ประเทศไทย)     Traffic (จราจร)     Mobile (มือถือ)     Law (กฎหมาย)     PopThai (ติดคำแปล)    
ลองดู: บริการค้นหาคำและร่วมสร้างเนื้อหาพจนานุกรมหลากภาษา-ไทย
Multiple Bilingual Dictionary Search and Compilation Service
English - Thai, Japanese - Thai, German - Thai, French - Thai Dictionary
View pages in Thai / View pages in English
 
 
ใส่คำที่ต้องการค้นหาหรือ URL สำหรับบริการ PopThai
[ตัวอย่างเช่น cat, cnn.com, slashdot.jp] ดูคำแนะนำ suggest
ขยายขนาดเพื่อใส่ข้อความหลายบรรทัด
เลือกบริการ:
 
เนื้อหา
  LWordQuery::LWordQuery() error initialization database connection..
Search result for el (8 entries) (3.0903 seconds)
ลองค้นหาคำในรูปแบบอื่นๆ เพื่อให้ได้ผลลัพธ์มากขึ้นหรือน้อยลง: -el-, *el*.

Result from Foreign Dictionaries (8 entries found)

From The Collaborative International Dictionary of English v.0.48 [gcide]: L \L\, a. 1. Having the general shape of the (capital) letter L; as, an L beam, or L-beam. [Webster 1913 Suppl.] 2. Elevated; -- a symbol for {el.} as an abbreviation of elevated in elevated road or railroad. -- n. An elevated road; as, to ride on the L. [Colloq., U. S.] [Webster 1913 Suppl.] From WordNet (r) 3.0 (2006) [wn]: EL n 1: angular distance above the horizon (especially of a celestial object) [syn: {elevation}, {EL}, {altitude}, {ALT}] 2: a railway that is powered by electricity and that runs on a track that is raised above the street level [syn: {elevated railway}, {elevated railroad}, {elevated}, {el}, {overhead railway}] From V.E.R.A. -- Virtual Entity of Relevant Acronyms (June 2006) [vera]: EL Electro Luminescent [display] From English-Turkish FreeDict Dictionary [reverse index] [fd-tur-eng]: grip 1. (ped, ping) sıkı tutma 2. kavrama 3. el sıkma 4. pençe, el 5. tutak, bir şeyin tutacak yeri 6. (A.B.D.) el çantası 7. sıkı tutmak, yakalamak, kavramak: etkilemek, tesir etmek, hâkim olmak 8. manasını anlamak 9. dikkatini çekmek. gripsack (A.B.D.) yolcu çantası. come to grips with ile uğraşmak. From English-Turkish FreeDict Dictionary [reverse index] [fd-tur-eng]: hand 1. el 2. el gibi uzuv (maymun ayağı, şahin pençesi, Istakoz kıskacı) 3. kudret, yetki, salahiyet 4. parmak, işe karışma 5. maharet, hüner 6. el yazısı, imza 7. yardım 8. usta 9. yetki sahibi kimse 10. işçi, amele 11. taraf, yan 12. saat yelkovanı veya akrebi 13. atın yüksekliğini öIçmeye mahsus bir öIçü (on santimetre) 14. alkış 15. (iskambil) el, sıra 16. oyun 17. hevenk 18. tütün yaprağı demeti. hand and foot bütün isteklerini karşılamak üzere, el pençe divan. hands down parmağını kıpırdatmadan, ko laylıkla. hand glass el aynası 19. el büyüteci . hand grenade el bombası. hand in glove with... ile çok yakın ilişkisi olan. hand in hand el ele. hand loom el tezgahı. Hands off ! Dokunma ! Elini sürme ! Bırak ! hand organ latarna. hand running (k.dili.) sıra ile, arkası kesilme(den.) hand to hand göğüs göğüse, yumruk yumruğa . handtomouth kıt kanaat geçinen 20. ihtiyatsız, çok müsrif. Hands up ! Eller yukarı ! Davranma ! a heavy hand sertlik zulüm. all hands (den.), tekmil tayfa. an old hand at tecrübeli, usta, ehil, kurt. at first hand doğrudan doğruya, birinci elden, asıl yerin(den.) at hand yakın, yanında, el altmda . be on one's hands (görev veya sorumluluk) omuzlarında olmak 21. elinde kalmak. by hand el ile. change hands el değiştirmek, başkasının eline geçmek. clean hands suçsuzluk, masumluk. eat out of one's hand bir kimsenin elinden yemek 22. bir kimsenin fikirlerini kabul edip ona uymak 23. bir kimsenin dalkavuğu olmak. force one's hand zorla yaptırmak 24. bir kimseyi yapacağnı açığa vurmaya mecbur etmek. from hand to hand elden ele. give one's hand to bir kimse ile evlenmeyi kabul etmek. have a hand in it bir işle ilgisi olmak, bir işin içinde parmağı olmak. have one's hands full fazla meşgul olmak, zor başa çıkmak 25. başka işe vakti olmamak. in hand elde 26. hazırlanmakta 27. kontrol altında, gözaltında. in one's hands uhdesinde, elinde. keep one's hand in hünerini kaybetmemek 28. üstünde devamlı çaIışmak. Iay hands on el atmak, tecavüz etmek, yakalamak 29. takdis etmek, kutsamak. Iend veya give a hand yardım etmek, elini uzatmak. near at hand yakınında, yanı başında. off one's hands elinden çıkmış, sorumluluğu dışında. on all hands her taraftan. on hand elde 30. hazır, mevcut. on the one hand, on the other hand diğer taraftan. out of hand hemen, birdenbire 31. elden çıkmış, kontrolsüz. second hand sa- niye ibresi. show one's hand niyetini açığa vurmak. take in hand girişmek, üstüne almak. throw up one's hand ümitsizce bırakmak. turn one's hand to something bir işi ele almak. upper hand üstünlük wash one's hands of sorumluluğu üzerinden atmak, sıyrılmak. with a high hand zorbalıkla, kaba güçle. From English-Turkish FreeDict Dictionary [reverse index] [fd-tur-eng]: move 1. kımıldatmak, oynatmak, hareket ettirmek 2. tahrik etmek, harekete getirmek 3. satranç veya damada bir taşı usulüne göre yürütmek, oynamak 4. teşvik etmek, gayrete getirmek 5. tesir etmek, muteessir etmek 6. (tıb.) iletmek (bağırsak) 7. satmak, sattırmak 8. kımıldamak, oynamak, hareket etmek 9. göç etmek, nakletmek, taşımak 10. gitmek, yürümek 11. kalkmak, ilerlemek, ileri gitmek: düşup kalkmak, karışmak 12. teklif et- mek 13. hareket, kımıldanma 14. oynama, el 15. dama ve satrançta taş sürme 16. dama ve satrançta oynama sırası 17. tedbirli iş, tedbir 18. göç, nakil, ev değiştirme. move in eve taşımak 19. içeri girmek. move on ileri gitmek. move out evden taşşınmak, dışarı çıkmak. move heaven and earth her çareye baş vurmak. on the move hareket halinde, hiç durmaz. get a move on başlamak 20. acele etmek. From English-Turkish FreeDict Dictionary [reverse index] [fd-tur-eng]: stock 1. stok, depo malları 2. mevcut mal 3. satılacak mal 4. bir çiftlikte bulunan hayvanlar 5. sermaye hisseleri, hisse senedi 6. ağaç gövdesi 7. ırk, silsile, soy, nesep, nesil 8. dil ailesi 9. menşe 10. asıl 11. çorba için hazırlanan et suyu 12. hammadde 13. tüfek veya tabanca kundağı 14. top arabasının ana dingili 15. sap, kabza, el 16. (mak.) yiv kesen aletin kolu 17. üzerine aşı yapılan dal 18. aşı budağının alındığı dal 19. (iskambil) oyunculara dağıtılmayan kâğıtlar 20. tiyatro trupu ve repertuvarı. stocks (eski) tomruk (ceza) 21. gemi inşaat kızağı. stock boy satılacak malları dükkânda tanzim eden kimse. stock car yarış için gerekli değişiklikler yapılmış araba. stock company hisse senetleri çıkaran şirket 22. tiyatro trupu. stock dove yabani güvercin, (zool.) Columba oenas, stock exchange. borsa stock farm hayvan çiftliği. stock in trade dükkandaki mal, sermaye, kuvvetli taraf. stock market borsa 23. hisse senetleri fiyatlarının inip çıkması. stock taking malın mevcudunu sayma, mevcudu kontrol. in stock mevcut (mal) on the stocks (gemi) yapılmakta, inşa halinde. out of stock elde kalmamış, mevcudu tükenmiş. take stock malın mevcudunu saymak, önceden hesaplamak veya imtihan etmek .take stock in (k. dili) ilgilenmek, alâkadar olmak 24. önem vermek 25. inanmak. From Spanish-English Freedict dictionary [fd-spa-eng]: el the

Are you satisfied with the result?

You can...

  • Suggest your own translation to Longdo
  • Search other online dictionaries

    Discussions



  • Time: 3.0903 seconds ^

    Copyright (c) 2003-2009 Metamedia Technology, Longdo Dict is a service of Longdo.COM
    Disclaimer: Longdo provides neither warranty nor responsibility for any damages occured by the use of Longdo services. Longdo makes use of many freely available dictionaries (we are really grateful for this), please refer to their terms and licenses (see Longdo About page).