Longdo.COM:      Dict (พจนานุกรม)     Map (แผนที่ประเทศไทย)     Traffic (จราจร)     Mobile (มือถือ)     Law (กฎหมาย)     PopThai (ติดคำแปล)    
ลองดู: บริการค้นหาคำและร่วมสร้างเนื้อหาพจนานุกรมหลากภาษา-ไทย
Multiple Bilingual Dictionary Search and Compilation Service
English - Thai, Japanese - Thai, German - Thai, French - Thai Dictionary
View pages in Thai / View pages in English
 
 
ใส่คำที่ต้องการค้นหาหรือ URL สำหรับบริการ PopThai
[ตัวอย่างเช่น cat, cnn.com, slashdot.jp] ดูคำแนะนำ suggest
ขยายขนาดเพื่อใส่ข้อความหลายบรรทัด
เลือกบริการ:
 
เนื้อหา
  LWordQuery::LWordQuery() error initialization database connection.. LWordQuery::LWordQuery() error initialization database connection..
Search result for alan (14 entries) (3.2816 seconds)
ลองค้นหาคำในรูปแบบอื่นๆ เพื่อให้ได้ผลลัพธ์มากขึ้นหรือน้อยลง: -alan-, *alan*.

Result from Foreign Dictionaries (14 entries found)

From The Collaborative International Dictionary of English v.0.48 [gcide]: Alan \A*lan"\ ([.a]*l[.a]n"), n. [OF. alan, alant; cf. Sp. alano.] A wolfhound. [Obs.] --Chaucer. [1913 Webster] From V.E.R.A. -- Virtual Entity of Relevant Acronyms (June 2006) [vera]: ALAN Audio Local Area Network (audio), "A-LAN" From English-Turkish FreeDict Dictionary [reverse index] [fd-tur-eng]: compass 1. pusula 2. pergel 3. çevre 4. sınır 5. saha, alan, menzil 6. devir, deveran, süre. compass card, compass rose pusula kartı, rüzgargülü. compass needle pusula ibresi, pusula inesi. compass saw delik testeresi. beam compass büyük daire çizmeye mahsus sürgülü pergel. box the compass sıra ile pusula kertelerini saymak. drawing compass resim pergeli. mariner' compass gemici pusulası pair of compasses pergel. From English-Turkish FreeDict Dictionary [reverse index] [fd-tur-eng]: domain 1. mülk, mal, arazi 2. memleket, üIke 3. nüfuz sahası, nüfuz bölgesi 4. saha, alan, ihtisas 5. (huk.) yüce hakimiyet. right of eminent domain istimlâk hakkı. From English-Turkish FreeDict Dictionary [reverse index] [fd-tur-eng]: field 1. çayır, kır, otlak, mera 2. tarla 3. saha, meydan, alan 4. savaş meydanı 5. oyun sahası 6. bir yarışmaya katılanlar 7. fırsat 8. (han) zemin 9. (fiz.) saha, tesir sahası, etki alanı 10. top oyunlarında meydancı olmak 11. topu yakalayıp atmak. field artillery (ask.) sahra topçusu. field corn hayvan yemi olarak yetiştirilen mısır. field day spor bayramı. field events bir atletizm karsılaşmasında yüksek atlama, cirit atma gibi yarışmalar. field glasses çifte dürbün. field hospital sahra hastanesi. field knautia, field scabious misk çiçeği, (bot.) Knautia arvensis. field magnet (mak.) motorda sabit bobin. field marshal mareşal, müşir. field mouse tarla faresi. field officer (ask.) binbaşı, yarbay veya albay 12. alay komutanı. fieldpiece sahra topu field sports atletizm 13. av gibi açık hava sporları. fieldstone (inşaatlarda kullanılan) yontulmamış taşlar. field trip (öğretimde) gezi, tatbikat. fieldwork (ask.) hafif istihkâm. field work bir bilginin yaptığı araştırma ve çalışma. a fair field bir yarışmada eşit şartlar. hold the field yerini muhafaza etmek. play the field (A.B.D) bir kişiye bağlanmayıp değişik kimselerle flört etmek. take the field sefere çıkmak. wide field of vision geniş görüş alanı. fielder (beysbol.) dış meydan oyuncusu. to field questions gazetecilerin sorularına cevap vermek 14. cevaplandırmak. From English-Turkish FreeDict Dictionary [reverse index] [fd-tur-eng]: maidan 1. meydan, alan. From English-Turkish FreeDict Dictionary [reverse index] [fd-tur-eng]: range 1. alan, saha 2. (A.B.D.) mera, otlak 3. (biyol.) direy veya bitey alanı 4. yayılma alanı 5. (müz.) genişlik 6. sıra, dizi, silsile 7. uçak menzili 8. menzil, erim 9. uzaklık 10. poligon, atış yeri 11. fırınlı ocak 12. istatistik dağılım. range finder telemetre. range lights (den.) çifte silyon fenerleri, sıra fenerler. range rider atlı bekçi, koru veya çiftlik bekçisi, kovboy. out of range menzil dışında. mountain range dağ silsilesi. within range menzil dahilinde. ranger korucu 13. otlaktaki davar. From English-Turkish FreeDict Dictionary [reverse index] [fd-tur-eng]: reach 1. uzatma 2. uzanma, yetişme 3. erişme 4. erim, menzil 5. etki alanı, alan, görüş sahası 6. düz uzam 7. (den.) volta seyrinde zikzaklardan biri. beyond reach, out of reach erişilmez, yetişilmez. within reach erişilebilir. From English-Turkish FreeDict Dictionary [reverse index] [fd-tur-eng]: space 1. yer, alan, meydan 2. mesafe, aralık, fasıla 3. müddet 4. feza, uzay 5. (matb.) espas, iki kelime arasını açmak için kullanılan maden parçası 6. (müz.) ara 7. (mat.) uzam, vusat. space bar (daktiloda) aralık tuşu, espas tuşu, atlama tuşu. space heater (A.B.D.) soba. space platform, space station suni uydu. space probe uzaydan bilgi gönderen uydu. From English-Turkish FreeDict Dictionary [reverse index] [fd-tur-eng]: sphere 1. küre 2. gök, sema 3. dünya 4. saha, alan 5. sınıf, derece 6. küreler arasına koymak 7. küre şeklini vermek. From English-Turkish FreeDict Dictionary [reverse index] [fd-tur-eng]: tract 1. saha, alan, arazi parçası, toprak 2. (anat.) nahiye, bölge. digestive tract sindirim sistemi. From English-Turkish FreeDict Dictionary [reverse index] [fd-tur-eng]: sweep 1. (swept) süpürmek, süpürge ile temizlemek, toplamak veya götürmek, süpürüp götürmek 2. sürüklenmek, sürüklemek 3. yayılmak 4. süpürge gibi sürümek 5. süpürge sürter gibi sürtmek 6. her tarafına dikkatle bakmak 7. taramak 8. salınarak hızla geçmek 9. azametle yürüyüp geçmek 10. süpürür gibi üzerinden geçmek 11. silip süpürmek 12. süpürme, temizleme 13. dikkatle her tarafı gözden geçirme 14. süpürmeye benzer hareket 15. dönemeç 16. büyük kürek, boyna küreği 17. baca temizleyicisi 18. parayı silip süpürme 19. büyük başarı 20. alan, saha 21. meyil 22. kuyu çıkrığı 23. (çoğ.) kuyumcu işi kırpıntısı. sweep all before one tamamen başarmak. sweep along süpürüp getirmek 24. azametle yürüyüp geçmek. sweep away süpürüp temizlemek. sweep down yukarıdan aşağıya doğru süpürmek. sweep off bir şeyin üstünden süpürmek. sweep one off one' feet üstüne fazla düşmek. sweep out of the room odadan azametle çıkmak. sweep out the room odayı baştan aşağı süpürmek. sweep past süratle veya azametle geçmek. sweep the ground yerleri süpürmek (etek) sweep the seas of one' enemies düşmanlarından paçayı kurtarmak. sweep up the room odayı süpürüp temizlemek. A wave of protest swept the opposition party into power. Direnme hareketi muhalefet partisini iktidara getirdi. chimney sweep baca temizleyicisi. Everything she had saved was swept away overnight. Bir gece içinde her şeyini kaybetti. Fire swept the business district. Yangın iş yerlerini mahvetti. He swept the books off the desk. Sıradaki kitapları fırlattı. make a clean sweep of bütün bütün temizlemek. The bandits swept down on the village. Eşkiyalar köyü yağma etti. The horses swept around the corner. Atlar köşeyi hızla döndü. The tornado swept over the city. Kasırga şehri altüst etti. From English-Turkish FreeDict Dictionary [reverse index] [fd-tur-eng]: theater 1. (İng.) tre tiyatro 2. tiyatro binası 3. amfiteatr, amfi 4. olay yeri, alan, meydan, sahne. From English-Turkish FreeDict Dictionary [reverse index] [fd-tur-eng]: area 1. alan, saha, mesaha, yüzölçümü.

Are you satisfied with the result?

You can...

  • Suggest your own translation to Longdo
  • Search other online dictionaries

    Discussions



  • Time: 3.2816 seconds ^

    Copyright (c) 2003-2009 Metamedia Technology, Longdo Dict is a service of Longdo.COM
    Disclaimer: Longdo provides neither warranty nor responsibility for any damages occured by the use of Longdo services. Longdo makes use of many freely available dictionaries (we are really grateful for this), please refer to their terms and licenses (see Longdo About page).